Türkiye’ye dönmek mi zor, burada kalmak mı?

Türkiye’ye dönmek mi zor, burada kalmak mı?

Son 5 sene içerisinde benim tanıdıklarımdan ondan fazla kişi yurtdışında yeni bir hayat kurmak için Türkiye’den ayrıldı. Tüm gidenlerin kendilerince birçok haklı sebebi vardı; zorlaşan ekonomik koşullar, siyasi durumdaki değişikliğin yarattığı tedirginlik, çocuklarının geleceği ile ilgili olan kaygılar vb. Yurtdışına taşınma fikri benim de arada sırada aklımdan geçse de belli bir yaştan sonra yeni bir düzen kurmanın zor olduğunu bildiğim için ve dünyanın neresine gidersen git “yabancı” olacağın için pek niyetlenmedim. Ama gidenleri de çok iyi anlayabiliyorum. Koçluk yapmanın getirdiği mesleki bir deformasyon, bir durum ile karşılaştığınızda hemen soru sorup durumu daha iyi anlamaya çalışıyorsunuz. Doğal olarak yurtdışına taşınmak gibi ciddi karar vermiş arkadaşlarımın hepsine yargısız ve konuyu sanki hiç bilmiyormuşum gibi sordum; “Gitmek istemenizin sebebi nedir?”. Aslında aldığım cevaplarda bilmediğim bir şey duymadım; “Tek hayatım var ve onu bu şekilde devam ettirmek istemiyorum.”, “Çocuklarımın daha iyi eğitim alıp daha iyi bir geleceğe sahip olmasını istiyorum.” ve bunlar gibi sizlerin de bildiği cümleler. Ardından ikinci soruyu soruyordum; “Umarım senin ve ailen için güzel bir gelecek seni bekliyordur. Bu süreçte ne gibi zorluklarla karışılacağını düşünüyorsun?”. Tam bu soruya verilen cevaplar beni onlar adına endişelendiriyordu. Bu soruyu sorduğum tüm tanıdıklarım bazı zorluklar olacağını öngörmüşlerdi ve buna hazırlıklı olduklarını söylüyorlardı. En kötü ihtimalle yaşayacakları zorlukları buradakilerden daha kolay aşabileceklerini düşünüyorlardı ve “En azından daha medeni bir ülkede yaşarım” cümlesiyle de konuşmayı bitiriyorlardı.

Ev bulma, çocukları okula yerleştirme yeni ofis arkadaşları vb. evreleri atlatıldıktan sonra giden arkadaşlarımdan şuna benzer cümleler duydum; “Murat sen de buraya gelmelisin, burası yaşanacak yer, sabaha işe giderken Hyde Park’ın içinden geçip yürüyerek gidiyorum”. Bu söylenen cümlelere hala temkinli yaklaşıyordum çünkü şu anda aslında yeni taşındıkları şehirde yaşayandan birisinden çok, hala turist ruh halinde içinde olduklarını düşünüyorum. Aslında yanılmayan ben değildim, Norveçli Sosyolog Sverre Lysgaard‘ın 1955 yılında tanımladığı Kültürel Uyum Eğrisi modeliydi. Lysgaard’ın yeni bir kültüre adapte olmayı bir grafik üzerinde bir model ile tanımlamış ve ilk döneme Balayı dönemi ismini vermiş. Balayı dönemi bittikten sonra Kültürel Şok aşaması ve hemen ardından da Uyumlanma dönemi geliyor. Sürecin son adımı ise Ustalaşma. Tüm bu süreci yaklaşık 48 ay olarak öngörüyor ve tüm süreç içindeki en uzun adımın Uyumlanma aşaması olduğunu belirtiyor, tabiki eğer Kültürel Şok aşamasında ülkenize geri dönme kararı almamış ve yolunuza devam etme gücünü bulabilmişseniz. İşin enteresan tarafı eğer kendi ülkenize dönerseniz bu grafiğin yeniden ortaya çıktığını ve sürecin kendi kültürünüze adapte olmak için tekrarladığı gözlemlemiş. Kısacası bir kere yola çıktıysanız, gittiğiniz ülkede ya da kendi ülkenize geri döndüğünüzde bu can sıkıcı süreci yaşamanız kaçınılmaz.

Bu süreç içerisindeki en kritik an bu yazınında başlığında belirttiğim gibi kendinize şu soruyu sorduğunuz an olacak; “Türkiye’ye geri mi dönsem, burada mı kalsam?”. Herhalde bu soru en yoğun şekilde Kültürel Şok aşamasında zihninizi kurcalayacaktır. Geri dönmek bir taraftan başarısızlığı kabul etmek anlamına geliyor. Bir taraftan yaptığınız bu kadara maddi ve manevi yatırımı çöpe atmak demek. Peşinden koştuğunuz ve yolun başında sizi heyecanlandıran hayallerin artık kabus olduğunu kendinize itiraf etmekte işin cabası. “Peki kalırsam ne olacak?” sorusu da aklınız bir tarafında beyninizi kemiriyor. “Bu çile daha ne kadar sürecek? Ülkemde olsam en azından sevdiklerim yanımda olurdu.” diye düşünmemek elde değil.

Aslında bu soru sorulduktan sonra gelinen yol ayrımında herkes kendi hikayesini yazmaya başlıyor. Bu sorunun doğru ya da yanlış cevabı olduğunu iddia etmek fazla cüretkar olur. Eğer Lysgaard’ın söylediklerine kulak verirseniz dipte olduğunuzu fark ettiğiniz andan itibaren yaşadığınız ülkeye bir an önce adapte olmaya çalışıp yolunuzu çizmenizde fayda var. Tabiki hayat bir sürü beklemedik olumlu ve olumsuz sürprizle dolu. Yolunuza devam etme kararı vermiş olmanız size bir anda gül bahçeleri vaat etmiyor. Önünüzde kat etmeniz gereken yaklaşık 40 aylık bir Uyumlanma dönemi sizi bekliyor. Tabiki her zaman Türkiye’ye dönme hakkınız cebinizde duruyor.

Lysgaard Kültürel Uyum Eğrisi

Yazımın başında bahsettiğim yurtdışına giden tanıdıklarıma elimden geldiğince koçluk yaparak destek olmaya çalışıyorum. Yüz yüze koçluk yapmayı her zaman tercih etmiş olsam da video ya da telefon görüşmeleri ile onlarında yanında olduğumu hissettirmek için elimden geleni yapıyorum. Umarım herkes kendi için çizdiği yolda mutlu olma şansını yakalar.

Son olarak, değişimin hayatta beni zorladığı noktalarda aklıma hep Darwin’in meşhur sözü gelir; “Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan… Değişime en çok adapte olabilendir, hayatta kalan.”

NOT: bir çok kişiden “Bu konuda koçluk almak için ne yapmalıyız?” sousunu aldım. [email protected] adresine eposta atarak benimle iletişime geçebilirsiniz.

Murat Yerdekalmazer
Eylül 2018

102

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.