300 Spartalı filmini seyrettiniz mi? Mitolojik bir hikaye değil, gerçek bir hikaye bu, tabii abartılı bazı sahneleri var ama olay gerçek. Ben liderlik ve güven anlatırken bu filmden bir sahneyi çok kullanırım.

Efialtes sahnesi

Leonidas'ın ordusuna Efialtes diye engelli bir Spartalı geliyor, çalıların arasından çıkıp "ben de bir Spartalıyım, seninle savaşmak istiyorum" diyor. Leonidas onu kovmuyor, bir iş görüşmesi yapıyor kendisiyle. Diyor ki: "Senden rica ediyorum, kalkanını kaldır." Efialtes kalkanını kaldırmaya çalışıyor ama sırtındaki kambur yüzünden belli bir yere kadar kaldırabiliyor. Leonidas "seni alamam" diyor. Efialtes şaşırıyor, neden diye soruyor. Leonidas açıklıyor: "Biz kalkanımızı kendimiz için kaldırmayız, yanımızdaki arkadaşımızı korumak için kaldırırız." Yani o kalkan, yanındaki askerin açığını kapatıyor. Senin kalkanın kalkmazsa, yanındaki ölür.

Bir sonraki sahnede binlerce kişilik bir orduyu üç yüz kişi, yan yana durarak püskürtüyorlar. Mesaj net: takımın içinde hiçbir şekilde bir delik olmaz, hiçbir boşluk olmaz. Hayatlarının en kırılgan şeyini birbirlerine emanet ediyorlar ve biliyorlar ki karşılığında o kalkan orada olacak.

Kalkanını kaldırmayan bir ekip arkadaşınız olduğunda

Bunu kendi hayatımdan bir örnekle bağlayayım. Dört kıdemli müdürdük, birbirimizin arkasını kollayan bir ekiptik. Üstümüze gelen bir yönetici bizi birbirimize düşürmeye çalıştı, benim işimi ona, onun işini bana verip aramızda çatışma yaratmaya çalıştı. Ben o topa girmedim, biliyordum ki arkadaşım da aynısını yapmayacak, aramızdaki güven yeterliydi. Sonunda o yönetici bizi işten çıkardı çünkü özgüvensizliği yüzünden kendini açıp "ben bu konuları bilmiyorum" diyemedi. Açsaydı, biz onu kabul ederdik. Bir ekibi, bir kişinin özgüvensizliği heba etti. Ama o bir buçuk iki senelik ekip deneyimi benim için çok kıymetliydi, çünkü arkamı o kadar güvende hissediyordum ki, işi ona götürüp avantaj sağlamak aklımdan bile geçmedi.

Efialtes mi, Leonidas mı olacaksın

Filmde Efialtes reddedilince öfkelenip Perslere gidiyor, kendi halkının açığını, gizli geçidi düşmana satıyor. Bu bana şunu sorduruyor: siz kalkanını kaldırmayan, güvenildiğinde ihanet eden bir ekip arkadaşıyla karşılaştığınızda ne yaparsınız? Onu düzeltmeye mi çalışırsınız?

Benim cevabım net: kazanmaya çalışmayın. Kırılganlığınızı konuştuğunuzda iyi insanlar kendi kırılganlıklarını anlatmaya başlarlar. Kötü insanlar susar ve bunu gidip başka bir yerde konuşurlar. O, onun seçimi. Siz zaten en zor adımı attınız, cesaret gösterip kırılganlığınızı konuştunuz. Ondan sonra hâlâ iyi niyetli değerlendirmiyorsa, bu onun hayat seçimi. Kafanıza takmayın, bırakın gitsin.

Asıl soru şu: hayatı nasıl yaşamak istiyorsunuz? Efialtes mi olacaksınız, Leonidas mı? Güvensiz davranış sergileyip belki daha çok para kazanabilir, daha üst seviyelere çıkabilirsiniz. Ama nasıl anılmak istediğinize siz karar veriyorsunuz.

Güvenli ve güvensiz ortamın somut belirtileri

Güvenin yüksek olduğu ortamda insanlar birbirini destekler, açıklıkla fikirlerini tartışır, yargılanmayacaklarını bildikleri için "salakça da olabilir ama benim de aklıma böyle bir şey geldi" diyebilirler. Kendi eylemlerinden sorumluluk almaya başlarlar. Güvensiz ortamda ise savunma, direnme, suçlama görülür. Parmakla "kim yaptı" gösterme, şikayet, dedikodu, iş yapmaktan kaçınma, bilgi ve fikri kendine saklama. "Söyleyeceğiz, başımıza iş alacağız" diye düşünüp geri çekilirler.

Reçete

Ekibinizde kalkanını kaldırmayan biri varsa, önce kendi kırılganlığınızı konuşarak başlayın; küçük, yönetebileceğiniz bir kırılganlıktan. Sonra izleyin: sarıp sarmalıyorlar mı, yoksa aleyhinize mi kullanıyorlar? Bu size kime güvenip güvenemeyeceğinizi turnusol kağıdı gibi gösterir. Ve bir kişiye duyduğunuz temkinin, aslında güvenebileceğiniz herkesi kaybetmenize sebep olup olmadığını sorgulayın.

Sizin ekibinizde şu an kimin kalkanı yarı kalkık? Ve siz kimin için tam kaldırıyorsunuz kalkanınızı?