Biz bir aile miyiz? Bu soruyu bana sorduklarında hep aynı tepkiyi veririm: oğlum biz niye aile olalım ki? Şirkette çalışan bir ekibiz, hepsi bu. Ama Türkiye'de "aile şirketi" dediğiniz an aklıma hemen bir görüntü geliyor: Ölümlü Dünya'daki Anadolu Tat 1071. Küçük bir simit dükkanı görünümlü, aslında büyük bir örgütün İstanbul şubesi. Jingle'ı bile var. İşte aile şirketi dediğimde benim aklıma direkt bu geliyor.

Aradaki fark tek kelimeyle özetlenir

Bana "kurumsal şirketle aile şirketi arasındaki fark ne" diye sorsanız tek kelimeyle cevap veririm: profesyonellik. Ve profesyonelliğin temelinde de disiplin var, Türk'ün alerjisi olduğu bir kelime bu. Bizde disiplin negatif bile algılanır. Oysa disiplin, bir konuyla ilgili kuralların olması ve her durumda o kuralların işletiliyor olmasıdır. Biz ise canımızın istediği gibi davranmayı severiz. Pratiklik bizim ana değerimiz olduğu için kuralları her seferinde işletmek hoşumuza gitmez.

Benim çok basit bir tanımım var aslında: kurumsal şirketlerde patron bile kovulabilir. Aile şirketinde bir sonraki genel müdür kim olur? Oğlu olur tabii. İki tane oğlu varsa büyük oğlu. Bu aslında krallık sistemi, adil bir şey değil. Adil olan, o pozisyonu en iyi yönetecek kişinin oraya gelmesidir, bu kişi iki oğuldan biri de olabilir ama araştırmalar gösteriyor ki Türkiye'de aile şirketleri çoğunlukla üçüncü kuşakta batıyor. Sebebi tam olarak bu: liyakata değil kan bağına bakan bir sistem.

Serbest'in itirafı, kurumsallaşmamışlığın en net kanıtı

Filmde nefis bir sahne var: Serbest'in itiraf sahnesi. İçeriden bilgi sızıyor, kız arkadaşı olduğu ortaya çıkıyor, örgüt hakkında konuşmuş. Bu zaten profesyonelce olmayan bir davranış, hem de baştan kural olarak konulmuş bir şeyi çiğnemiş. Sonra da baba, oğlunu merkeze göndermek yerine çekip vuruyor. Şimdi soracaksınız, baba oğlunu mu versin? Hayır, mesele o değil. Asıl soru şu: bir yönetici, yanlış yapan bir çalışanın hesabını sormakla yükümlü müdür? Evet. Baba bunu yapamaz çünkü bu bir aile konuşması, iş konuşması değil. Aile şirketleri tam da burada tıkanıyor: her şeye iş gibi değil, aile meselesi gibi bakıyorlar.

Gerçek bir toplantı: 12 kişi, tek soru

Bana bir aile şirketi geldi, üretimde çok başarılı bir iş yapıyorlardı, dünyaya satıyorlardı. Tanışma toplantısına 12 kişi girdi, hepsi akraba, hepsi konuştu, hepsi profesyonelleri suçladı. Ben de en başta bulunan beyefendiye iki soru sordum. Birincisi: burada yetkisi olan herkese bir limit tanımlayacağız, o limit dahilinde sizden onay almadan iş yapacaklar, buna hazır mısınız? İkincisi: kendi ekibindeki birini size sormadan işten çıkarabilecekler, olur mu? İkisine de pek hoşlanmadı. Çünkü esas istediği şey her şeyin ona sorulmasıydı. Oysa kurumsallaşma tam da patrondan, en üsttekinden başlıyor. Onlar daha o noktada değillerse hiçbir danışmanlık işe yaramıyor.

Reçete

Eğer siz de aile şirketinde çalışıyorsanız ya da bir tane yönetiyorsanız, önce şunu sorun: bir sonraki genel müdürünüzü liyakate göre mi, kan bağına göre mi seçiyorsunuz? Aile anayasası yazdıysanız gerçekten işletiyor musunuz, yoksa bir yere koyup unuttunuz mu? Ve son olarak, "biz bir aileyiz" cümlesini duyduğunuzda, kâr dağıtılırken de aynı cümleyi kuruyorlar mı?

Patron olmaktansa girişimci olmayı öğrenmek, aile şirketi olmaktansa profesyonel olmayı öğrenmek. Benim önerim bu. Siz şu an çalıştığınız ya da yönettiğiniz yerde hangi kimlikle konuşuyorsunuz, akraba kimliğinizle mi, yoksa unvanınızla mı?