Yazılar
Barış Manço CEO Olsaydı: Halil İbrahim Sofrası'ndan Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Dersleri
Barış Manço bir CEO olsaydı nasıl bir şirket yönetirdi acaba? Geçenlerde Spotify önüme Barış Manço şarkılarını çıkardı, çocukluğuma, gençliğime gittim ve mesajlarının ne kadar güçlü olduğunu fark ettim. Özellikle Halil İbrahim Sofrası şarkısı, şirketlerde çok konuşulan iki kavramı, çeşitlilik ve kapsayıcılığı anlatan bir şarkı gibi geliyor bana.
Çeşitlilik ve kapsayıcılık ne demek
Kapsayıcılık, çalışanların dini, cinsel yönelimi, etnik geçmişi ya da herhangi bir farklı özelliğinden dolayı dışarıda kalmaması, ayrımcılığa uğramaması ve şirkette kendine yer bulabilmesi demek. Son beş senede özellikle ön plana çıkan bir kavram. Rakamlara pozitif etkisi var, cironun, müşteri memnuniyetinin artmasına katkı sağladığı bir sürü araştırmayla ortaya konuldu. Ama bana sorarsanız daha basit bir sebebi de var: genç nesil, benim jenerasyonuma göre bu konuda çok daha yüksek farkındalığa sahip ve bunu şirketlerden talep ediyor. Ayrıca farklı sesleri içeride tuttuğunuzda inovasyon artıyor, çünkü toplumun farklı katmanlarından gelen insanlar aslında müşterilerin de temsilcisi oluyor.
Çok seslilik kakafoniye nasıl dönüşmüyor
Çok seslilik içinde karar vermek istediğinizde süreç uzuyor, bu kesin. Ama kakafoni olur mu? İnsanlar kendilerini doğru anlatır, fikirlerini doğru şekilde savunurlarsa bu kakafoni değil, renklilik olur. Anlamsız, içi boş argümanlarla gelirlerse kakafoni olur. Şarkıda geçen "içi boş tencerenin bu sofrada yeri yok" dizesi tam olarak bunu anlatıyor. İçi boş tencere derken, derinliği olmayan, sığ düşünen, söylediğiyle yaptığı bir olmayan insanlardan bahsediyor bence.
Kapsayıcılık, ses vermekle değil dinlemekle olur
Çeşitlilik, farklı fikirlerin orada olması demek, ama bu onların sesinin duyulacağı anlamına gelmiyor. Kapsayıcılık tam burada devreye giriyor: farklı sesleri koyduktan sonra onlara alan tanımak, kendiliğinden sesini duyurmayanı bile konuşturmak. Şirketlerde çok gördüğüm bir şey var: dinleme araçları kurulur, öneri kutuları, aylık CEO kahvaltıları, ama uygulamaya gelince birisi bir şey söylediğinde gerçekten dinleniyor mu? Esas sorunun ortaya çıktığı yer burası. Bir araç koymak yeterli değil, o kişinin sözüne gerçekten kıymet verip vermediğinizi göstermeniz lazım.
Şarkı 1983'te yazıldı, mesaj hâlâ geçerli mi
Şarkı dürüstlükten, emeğe saygıdan, paylaşımdan bahsediyor. Bugünün Türkiye'sinde bu mesaj hâlâ anlamlı, ama sosyal medyada kolay yoldan, hatta etik olmayan yollarla para kazanmanın normalleştirildiğini de görüyoruz. Eskiden "iyi insan ol, çalışkan ol, harama el uzatma" mesajları verilirdi, şimdi diziler holding sahibiyle zengin olmaya çalışan karakterleri anlatıyor. Ezik kelimesinin 80'lerde olmaması bile bir şey söylüyor bize, değerler sistemi değişiyor.
Reçete
Şirketinizde kapsayıcılığı gerçekten mi yaşatıyorsunuz, yoksa dostlar alışverişte görsün diye mi yapıyorsunuz? Bunu anlamanın yolu basit: son bir ay içinde, kendiliğinden sesini duyurmayan birine bilerek söz verdiğiniz bir an oldu mu? Bir fikir çatışmasında, sizden düşük pozisyondaki birinin argümanı sizi fikrinizi değiştirmeye ikna etti mi? Cevabınız hayırsa, o masada bir içi boş tencere var demektir, belki de o tencere sizsinizdir.
Siz şirketinizde en son ne zaman kendiliğinden konuşmayan birine bilerek söz verdiniz?