Yazılar
Ekibinizde Güven Var mı? Dedikoduya Bakın, Yeter
Bir şirkette güven olup olmadığını anlamanın çok basit bir yolu var: insanların iletişim aracı hangisi? Eğer dedikoduysa, orada güven yok demektir. Şirketin resmi ağzının söyledikleri asıl iletişim aracıysa, orada güven var demektir. Sigara molasında "ik'dan duydum, yüzde 15 zam yapacaklarmış" diye konuşuluyorsa, bu güvensizliğin göstergesi. Ama yönetim çıkıp açıkça "arkadaşlar bu konuda çalışıyoruz, şu tarihte belli olacak, henüz net bir karar yok" diyorsa, her şeyi söyleyebilir aslında.
Bilmiyorum demenin gücü
Yöneticilere hep söylüyorum: zam konusunu bilmiyorsanız, bilmediğinizi söyleyin. "Bilmiyorum ama bildiğim an ilk senden duyacaksınız" demek şeffaflık ve açıklıkla konuşulmasını sağlayan, güveni oluşturan bir yöntem. Bazı yöneticiler bunu söylemeyi zayıf görünmek sanıyor ama bu da başlı başına bir güvensizlik, ekibin kendine saygı duyacağına güvenmiyorlar demektir.
Güvenin çok sevdiğim bir tanımı var: benim kırılganlıklarım var, bunları karşı taraf biliyor, bana karşı kullanabileceği bir bilgi bu, fakat ben biliyorum ki kullanmayacak. Bu duygu oluştuğunda güven de oluşuyor. Bu tanım o kadar evrensel ki, çocuğunuzla ilişkinize de, eşinizle ilişkinize de, ülkenizle ilişkinize de uyuyor. Önemli olan şu: bu açılma yukarıdan başlamalı. Güç kimdeyse, otorite kimdeyse, açılma oradan başlar.
Yüzde 17 gerçeği
Bir yönetici "yapay zekayı çok duyuyorum ama hiçbir fikrim yok, biriniz bana anlatsanıza" diyebiliyor mu, yoksa geçiştiriyor mu? Kırılganlığını ortaya koyduğunuzda ekipteki herkes bunu kötüye kullanır mı sanıyorsunuz? Cambridge Üniversitesi'nin beyaz yakalılar üzerinde yaptığı, kişisel bütünlüğe ve güvenilirliğe bakan bir testi var elimde. O testte güvenilmeyecek insan oranı yüzde 17 çıkıyor. Yani bir toplantıda beş kişiden dördü güvenilir. Kırılganlığınızı ortaya koyduğunuzda o dört kişi size destek olur, bir kişi belki dedikodu yapar ama o da kendini ele verir ve zaten dedikodu alanı bulamayınca kendi gider.
Hata olduğunda sorulacak doğru soru
Güvenin olmadığı yerde bir hata çıktığında ilk soru şudur: kim yaptı bunu? Bu soru, inisiyatif alanlara şunu öğretir: risk almak tehlikeli, tutarsa güzel ama tutmazsa beni bulup kovalarlar. Oysa sorulması gereken soru "nasıl çözeriz" ya da "neden oldu, bir daha olmaması için ne yapacağız". Yetkisi olmayan birinin veritabanını silme yetkisi varsa, önce şirketin sistemsel sorununa bakmak gerekir, sonra kişiye. Bir de bizim hiç yapmadığımız bir şey var: dokümante etmek. Japonya'da her şey yazılıyor, bir işe başlamadan önce mutlaka bununla ilgili bir kayıt olduğu varsayılıyor ve önce o okunuyor. Yavaş oluyor ama daha kaliteli, daha sorunsuz oluyor, aynı hataya bir daha dönüp uğraşmıyorsunuz.
Kaybedilen güven yeniden kurulabilir mi
Mümkün ama sıfırdan başlamaktan daha zor, çünkü geçmişin bakiyesi, travmaları var. İlk yapılması gereken geçmişe dönük hataları telafi etmek: özür dilemek ve bunu yapacağını söylemek, sonra da gerçekten yapmak. Bazen ekip iyi ama yönetici toksikse, çözüm yöneticinin değişmesi olabilir. Toksik bir yönetici genelde mobbing yapar ve o çıkarılmadan önce ekibin en iyi, en yetenekli iki-üç kişisi zaten istifa edip gitmiş olur.
Reçete
Şirketinizde bilgi nasıl yayılıyor, resmi kanaldan mı, yoksa sigara molasından mı? Bu tek soru size güven ortamınızın haritasını çıkarır. Bir de bir dahaki hatada ilk sorduğunuz soruyu değiştirin: "kim yaptı" yerine "nasıl çözeriz" deyin ve arkasından "bir daha olmaması için ne yapmalıyız" diye sorun.
Ekibinizde bir hata olduğunda ilk aklınıza gelen soru hangisi?