Herkes birdenbire evden çalışmaya başladığında iki soru ortaya çıktı. Yönetici tarafında, "ben kimin gerçekten çalıştığını nasıl anlayacağım?" Çalışan tarafında, "ben çalıştığımı nasıl gösterebileceğim?" İkisi de aynı sorunun iki yüzü esasında, güven eksikliği.

İşin yapılmış olması önce şart, ama yeterli değil

Bir işin yapılmış olması gerekli ama tek başına yeterli değil. Daha önce konuştuğumuz self-marketing meselesi burada da devreye giriyor. O işi nasıl yaptığını, hangi zorluklarla karşılaştığını da anlatman gerekiyor. Sadece "yaptım" demek yetmiyor, çünkü ofisteyken görünürlük doğal olarak vardı, kahve molasında, koridorda, toplantıda seni görüyorlardı. Evdeyken o görünürlüğü sen kendin yaratmak zorundasın.

Kontrol edemeyecek olma korkusu

Türkiye'deki şirketlerde söz sahibi insanların bir kısmı, uzaktan kontrol edemeyeceğini düşündüğü için evden çalışmaya zaten sıcak bakmıyordu. Sanki herkes evine gidince tembelleşecekmiş gibi bir varsayım var. Halbuki iş yapılmadıysa çalışılmamış demektir, bunun için fiziksel olarak orada olmak şart değil. Ama bu varsayımı değiştirmek zihniyet meselesi, bir gecede olmuyor.

Verimlilik aslında artıyor mu

İlginç bir gözlem şu, evde daha az sosyalleşme, daha az kesinti olduğu için insanlar aslında daha çok çalışıyor. Ofiste kahve içiyordun, sigara molası veriyordun, arada bir YouTube videosu izliyordun, şimdi bunların çoğu yok. Ama madalyonun öbür yüzü de var, çocuğu olanlar için ev hem iş yeri hem bakım yeri oluyor, bu da ekstra bir yorgunluk getiriyor. Herkes için aynı deneyim değil bu.

Kriz döneminde iki senaryoya hazırlıklı olmak

Böyle dönemlerde iki senaryo var genelde. Bir, kriz beklenenden hızlı bitiyor ve herkes bir anda ofise çağrılıyor, şirketin zararını kapatmak için baskı görülüyor. İki, kriz uzuyor ve şirketler kademeli olarak küçülmeye gidiyor. İkinci senaryo için hazırlıksız yakalanmak istemiyorsan, şimdiden bir B planın, bir C planın olsun. Devletin sunduğu destekleri araştır, part-time çalışma gibi esnek seçenekleri şirketinle konuş, elindeki zamanı büyümesi muhtemel bir alana yönlendir.

Krizi fırsata çevirmek

Dünya tarihinde en çok milyoner büyük krizlerde çıkmış. Bu bir teselli cümlesi değil, gerçek bir gözlem. Şartların bir anda değişmesi, aslında herkesin elini yeniden karıştırdığı bir an demek, senin de bir fırsatın var demek. Şu an bulunduğun geminin yüzmesini sağlamak, yeni bir fikirle şirketin nasıl para kazanabileceğini düşünmek, ve bu fikir senden çıkarsa, yeni dönemde kıymetli bir insan olma ihtimalin artıyor.

Haberleri tüketme dengeni koru

Bir de şunu söylemek isterim, sana hiçbir faydası olmayan bilgiyi öğrenmenin bir anlamı yok. Değiştiremeyeceğin konularla ilgilenmek seni tüketiyor sadece. Bilmen gereken tek şey, kendini ve etrafını nasıl koruyacağın. Gerisini bir kenara bırak, kafayı kaldırıp başka yerlere de bak, kitap oku, farklı içerikler izle. Instagram, YouTube üçgenine boğulup kalma.

Reçete

Evden çalışıyorsan, önce görünürlüğünü kendin yarat, yaptığın işi düzenli şekilde paylaş, sadece bitirdiğinde değil süreç içinde de. Sonra bir B planı, bir C planı yaz, "işler kötüleşirse ne yaparım" sorusuna şimdiden bir cevabın olsun. Son olarak, elindeki zamanı şirketin ya da kendi kariyerinin yeni bir para kazanma yolunu düşünmeye ayır, çünkü bu tür dönemlerde ortaya çıkan fikirler seni değerli kılıyor.

Sen şu an bulunduğun belirsizlikte, sadece bekleyen mi konumundasın, yoksa bir fikirle ortaya çıkmaya mı çalışıyorsun?