Yazılar
Girişimde Teori Yetmiyor: Ekosistem ve Ekip Neden Belirleyici?
Vispera'nın kurucu ortağı Prof. Dr. Aytül Erçil'le konuşurken kendisini "girişimci" diye tanıttım ama esasında bir bilim insanı, bir öğretim üyesi ve bir anne kimliği de var. 30 yıla yakın akademisyenlik yapmış biri, hangisini seçerdi diye sordum. Ama benim asıl merak ettiğim onun kariyer hikayesi değildi. Akademik dünyanın ideal teorisiyle piyasanın gerçekleri çarpıştığında nerede zorlandığıydı.
%80'i %20 zamanda yaparsınız, gerisi asıl iştir
Erçil bunu bir kuralla özetledi: Pareto kuralı, işin %80'ini %20 zamanda yaparsınız, kalan %20'sini %80 zamanda. Yani bir prototip çıkarmakla onu gerçek bir ürüne dönüştürmek arasında dört, beş kat zaman farkı olabiliyor. Akademide bir varsayım yaparsınız, örneğin hata terimlerinin normal dağıldığını kabul edersiniz, ama gerçek hayatta bu geçerli olmayabiliyor. Teori her zaman pratiğe uygulanamıyor.
Somut bir örnek de verdi: Vispera'yı kurduklarında fiyatlama modelini günlerce matematiksel olarak hesaplamış, ama rakiplerin fiyatlarıyla karşılaştığında o modellerden geri adım atmak zorunda kalmış. Model bir yön çiziyor ama gerçekle birleştirmek gerekiyor.
Bir çekiciniz varsa her şey çivi görünür
Erçil'in söylediği bir cümle bana çok gerçekçi geldi: akademik dünyada elinizdeki araçla hangi problemleri çözebileceğinizi düşünürsünüz. Piyasada ise soru tersine döner, hangi problemler var ve elimdeki araçlardan hangisiyle buna çözüm üretebilirim. Bu, "elimde bir çekiç var, hangi problemleri çözer" düşüncesinin tam tersi.
Güven, akademisyenliğin girişimciliğe bir hediyesi
Ticaretin bir güven meselesi olduğunu konuştuk. Erçil bir müşteri ziyaretinden bahsetti: potansiyel bir müşteri kendisine "iki katı fiyat verseniz de sizden alırdım, ama akademisyen olduğunuz için bana o fiyatı vermeyeceğinizi biliyorum" demiş. Yani akademik geçmişin ticari tarafta da fayda sağladığı bir güven avantajı var.
İki girişim arasında hangi kaslar değişti
Erçil'in ilk girişimi bir öğrenme süreci olmuş, kendi ifadesiyle mali ve ticari terimleri bile Google'dan öğrenmek durumunda kalmış. İkinci girişimde iş çok daha rahat başlamış: ilk şirketin satışından gelen sermaye, aynı çekirdek ekibin gelmesi ve birikmiş bilgi. Yani ikinci kez şans değil, birikimdi.
Ekosistem, ekip ve o eksik olan şey
Türkiye'de 1000 unicorn çıkması için ne gerekir diye sordum. Erçil'in cevabı önce girişimcinin kendi çabasından çıktı, ekosisteme gitti: destek yapıları kağıt üzerinde güçlü görünse de pratikte bürokrasi ve katı kurallar çıkıyor. Yurt dışındaki bazı yatırımcılar doğrudan "Türkiye'ye yatırım yapmıyoruz" diyebiliyor. Geçen yıl geriye dönük uygulanan bir vergi bile yurt dışı yatırımcıları olumsuz etkilemiş. Aynı şirket merkezini Amerika'ya taşıdığında değeri iki, üç katına çıkabiliyor.
Ekosistemin yanında ikinci kritik unsur ekip. Belli bir aşamadan sonra tek başınıza her şeyi yapamıyorsunuz; arkanızı dönüp güvenle bırakabileceğiniz, aynı vizyonu paylaşan bir ekip kurmak gerekiyor.
Reçete
Erçil'e bugün yeniden bir girişim kursa yapay zekayı nerede kullanacağını sordum: strateji belirlemede, ilk prototipi (MVP) hızlandırmakta. Eski bir öğrencisinin Microsoft'taki gözlemini de aktardı: artık giriş seviyesi yazılımcı almıyorlar, çünkü temel kodu yapay zeka yazıyor, aradıkları kişi stratejiyi belirleyip yön çizebilen kişi.
Kendisi de günlük olarak rakip takibi, ihale dokümanı hazırlığı gibi işlerde yapay zekayı kullandığını anlattı.
Siz kendi işinizde ya da girişiminizde hangi tarafta zorlanıyorsunuz, teori mi pratik mi? Ekosisteminiz mi eksik, ekibiniz mi? Fark ettiğinizde bana yazın.