Yazılar
Güç Seninle Olsun: İçe Dönüklüğün Sandığınızdan Güçlü Bir Tarafı Var
Küçükken bana hep aynı soru sorulurdu. Okulda öğretmenim, sonra iş hayatına başladığımda yöneticim: "Niye sesin çıkmıyor, niye toplantıda konuşmuyorsun?" Sanki bir eksikliğim varmış gibi davranılırdı. Oysa ben sadece içe dönüktüm. Etrafımdaki dışa dönükler, beni sevdikleri için bunu bir sosyal norm sanıp benim de öyle olmam gerektiğini düşünüyorlardı. Bununla barışmam uzun sürdü, 30'larımın başında bir kurumsal eğitimde yaptırılan kişilik envanterine kadar.
İçe dönüklük bir eksiklik değil, bir yapı
İsviçreli bir bilim adamı, insanların davranışlarına göre nasıl gruplanabileceğine kafa yormuş ve iki grup bulmuş: tek başına çalışmayı, az insan etkileşimini seven içe dönükler, insanlarla etkileşime girmeyi seven dışa dönükler. Bu bir skala aslında, uç noktalarda değil ortada bir yerlerde herkes. 60'ların ortasında bir Alman bilim adamı da beyin dalgalarını ölçmüş ve enteresan bir sonuç bulmuş: dışa dönüklerin beyin dalgaları daha yoğun. Doğal olarak tam tersini bekliyordum açıkçası. Bunun içe dönüklerin daha az veya daha yavaş düşündüğü anlamına gelmediğini de eklemek lazım.
Buradan çıkan davranışsal sonuç şu: içe dönükler önce düşünür sonra konuşur, dışa dönükler önce konuşur sonra düşünür. Bir toplantıda bir soru sorulduğunda dışa dönükler hemen cevap yetiştirmeye başlar, tecrübesine, bilgi dağarcığına bakıp orada üretir. Ama bu sırada hatalar da üst üste gelir. Ben verdiğim liderlik eğitimlerinde özellikle şunu söylüyorum: iyi bir yönetici, ekibinde içe dönük biri varsa en sonunda mutlaka ona da sormalı, "sen ne diyorsun bu konuda" diye.
İçe dönük olmak özgüvensizlik demek değil
İş hayatında en çok duyduğum şey şu: içe dönük insanlar iş hayatında başarılı olamaz, özgüvenleri düşüktür deniyor. Oysa hiç öyle değil. Isaac Newton bir içe dönüktü ve bütün fizik anlayışımızı yerle bir etti. Kemal Sunal bir içe dönüktü ve hepimizi güldürdü. J.K. Rowling bir içe dönüktü ve 500 milyon adet Harry Potter kitabı sattı. Kraliçe II. Elizabeth belki de içe dönük olduğu için bu kadar uzun yaşadı, koca bir imparatorluğu yönetti. Şimdi kim bana bu insanların özgüvensiz ya da mutsuz olduğunu söyleyebilir?
Peki güç nedir
Buradan asıl konuşmak istediğim yere geliyorum: güç. Güç, birine bir şey yaptırabilme yetkisi. Ben bunu İsviçre ile Türkiye arasında gidip gelirken çok net gördüm. İsviçre'de arabalar yaya geçidine yaklaşırken duruyor, siz henüz geçide varmadan bile. Merak ettim, sadece cezadan mı korkuyorlar diye. Sonra fark ettim, bunun arkasında bir medeniyet anlayışı var. İstanbul'da araba kullanırken ben kendimden büyük araçlara bakarım, beni ezmesinler diye. İsviçre'de güçlü olan, güçsüze yol veriyor.
Demokrasi kelimesi Yunanca, "halkın gücü" demek. Eğer bunu çoğunluğun gücü olarak anlarsanız yüzde elli artı bir kazanır, geri kalan hiçbir zaman kendini temsil edilmiş hissetmez. Ama gerçek anlamı bu değil, herkese alan açmak, güçsüzün de kendini rahatça ifade edebilmesi. Gücü elinde tutanlar bugün başkalarına alan açmıyorsa, yarın kendilerine alan açılması gerektiğinde bunu talep edemezler.
Reçete
Şunu bir düşünün: hayatınızda güçlü olduğunuz roller neler? Anne baba olabilirsiniz, öğretmen olabilirsiniz, araba kullanan biri olarak yayalardan güçlü olabilirsiniz. Gücünüzü nasıl kullandığınızı bir gözden geçirin. Ve özellikle içe dönüklere bir mesajım var: kendi başınıza kaldığınızda evrenin en bilge hallerinden birine ulaşıyorsunuz, bu sizinle olsun ama lütfen bunu bir ceza gibi değil, bir iyilik aracı olarak kullanın, güçsüzlere alan açmak için.
Siz hayatınızdaki hangi rolde güçlüsünüz ve o gücü kimin için, nasıl kullanıyorsunuz?