Yazılar
Güven Dediğimiz Şey Aslında Ne Kadar Paraya Mal Oluyor?
Bir soru soracağım: güven deyince ne anlıyorsunuz? Günlük hayatta bu kadar sık kullandığımız bir kelimenin tam tanımını biliyor muyuz gerçekten?
Bunu bir grup katılımcıya sorduğumda ilk cevap "konfor" oldu. Güzel bir tanımlama, dedim, ama ben devamını ekleyeyim: kıçını koruma ihtiyacı hissetmeme konforu. Yani karşındaki kişiye güvendiğinde, arkanı kollamak zorunda kalmıyorsun. Rahatsın.
Benim bildiğim eski tanım da buna yakın aslında. Karşımda bir kişi var, o kişi benim kırılganlıklarımı, zayıflıklarımı, bana karşı kullanabileceği bir bilgiyi elinde tutuyor. Fakat ben biliyorum ki o bunu bana karşı kullanmayacak. İşte bu durum oluştuğunda güven oluşuyor. Bunun için de önce benim o kırılganlıklarımı karşıya anlatabilmiş olmam lazım. Bu bir cesaret meselesi. Bir seçim yapıyorsun: karşındakine güvenme seçimini yapıyorsun ve senin için kıymetli bir şeyi onun eline savunmasız olarak veriyorsun.
Güvensizliğin faturası: CC'li mailler
Şimdi burada teoriden çıkıp somuta ineyim. Bir iş yerinde güven yoksa en önemli iki kaynak boşa harcanıyor: para ve zaman. Laptopunuzu açın, cc'de beş kişinin olduğu delil maillerine bakın. "Abi elimizde patlamasın, bu elimizde dursun" diye yazılmış maillerdir bunlar. İşin yapılmasıyla hiçbir ilgisi yoktur. O beş kişinin o maili okuma süresini maaşları üzerinden hesaplasanız, bir şirkette günde yüz tane böyle mail olduğunu düşünürseniz, çok ciddi paralar ve zamanlar kayboluyor demektir. Sadece güven olmadığı için.
Rakamlar ne diyor
Paul Zak diye bir nöroekonomist var, Amerikalı. Şirketlerde araştırmalar yapmış, güven yüksek olduğunda ne olur, düşük olduğunda ne olur diye bakmış. Birkaç rakam vereceğim. Güvenli ortamlarda ofiste yüzde 74 daha az stres oluyor. Çalışanlar yüzde 106 daha enerjik hissettiklerini söylüyorlar, güvensiz bir şirkete göre neredeyse iki katı. Üretkenlik yüzde 50 artıyor. Hastalık günü kullanımı yüzde 13 azalıyor. Şirkete bağlılık yüzde 76 artıyor. İnsanların hayattan memnuniyeti yüzde 29 daha fazla oluyor. Ve tükenmişlik sendromu, burnout, yüzde 40 daha az görülüyor güvenli şirketlerde.
Bir de şunu okudum: aynı markanın iki oteli üzerinde yapılan bir araştırma var. Aynı tip oteller, aynı marka. Bir tanesindeki çalışanlar kendilerini daha güvende hissediyor, diğerindekiler hissetmiyor. Bir yıl sonunda bakıyorlar, kendini güvende hisseden çalışanların olduğu otelin kârlılığı yüzde 2,5 daha fazla. Cirodan bahsetmiyorum, kârlılıktan bahsediyorum. Bu bence patronların, yöneticilerin duyması gereken bir rakam. Güvenin olduğu yerde daha çok para kazanılıyor. Bu kesin, yayabilirsiniz bu bilgiyi.
Z kuşağı meselesi de aslında bu
Şirketlerin şu anki en büyük dertlerinden biri "Z kuşağını nasıl tutacağız, bunlar hemen kaçıyor" diye özetleniyor. Ben de soruyorum: peki bu insanlarla güven sağladınız mı? Bizim kuşak "biz çalışırken kim güven sağladı ki" diyor. İyi de, sen o kötü şeyi yaşadın diye şimdi ona da mı yaşatacaksın? Toksik bir ortamda durmamak, esasında doğru olanı yapmak değil mi? Güvensizlik ülkede öyle normalleşti ki, sanki öyle olması gerekiyormuş gibi bir algı var. Öyle olması gerekmiyor.
Reçete
Bir sonraki toplantınızda ya da bir sonraki maili yazarken şunu deneyin: cc'ye kaç kişi eklediğinize bakın ve kendinize sorun, bu mail neden bu kadar kalabalık, kimden korunuyorum? Sonra ekibinizle otururken şunu sorun: burada birbirimize gerçekten güveniyor muyuz, yoksa sadece güveniyormuş gibi mi davranıyoruz? Ve yönetici iseniz, bir dahaki performans değerlendirmesinde sadece çıktıya değil, ekibinizin sizinle konuşurken ne kadar rahat olduğuna da bakın. Rahat değillerse, o rakamların hiçbiri sizin şirketinizde gerçekleşmiyor demektir.
Siz kendi şirketinizde, kendi ekibinizde güvenin faturasını hiç hesapladınız mı? Bir sonraki cc'li mailde durup sayın bakalım, kaç kişiye, ne kadar zamana mal oluyor?