Çok sevdiğim bir adam var: Charles Feltman. Danışman, eğitmen, koç, benim gibi. "Güvenin İnce Kitabı" diye bir kitap yazmış, 2009'da. Ve diyor ki, insanlar birilerine güvenip güvenmediklerini bilerek ya da bilmeyerek dört boyutta değerlendiriyorlar.

Dört madde

Birincisi dürüstlük ve samimiyet. Söylediğin şeyi yapacak mısın, düşündüğün şeyi söylüyor musun, kafanın arkasında başka bir ajanda mı var? İkincisi güvenilirlik: bir işi yapacağını söyledin, gerçekten yapıp bitirip verecek misin? Bir taahhütte bulundun, onu yerine getirecek misin? Üçüncüsü yeterlilik: söylediğin işi yapmaya gerçekten yeterli misin, o bilgi ve beceriye sahip misin? Dördüncüsü ise özen göstermek ve önem vermek. Feltman kitabında bunları bir önem sırasına dizmiyor ama ben okuduğumda hissettiğimi söyleyeyim: bana kalırsa bu dördü arasında en önemlisi bu.

Bir yönetici olarak karar verirken sadece kendi çıkarlarımı değil, ekibimin çıkarlarını da gözetiyor muyum? O masada olmayan biriyle ilgili konuşurken onun duygu ve düşüncelerini önemseyerek mi konuşuyorum, yoksa arkasından mı atıyorum?

Neden özen bu kadar belirleyici

Özen ve önem, diğer üç maddedeki eksiklikleri tolere edilebilir hale getiriyor. Şöyle bir örnek vereyim: birisi bana özen gösterdiğini, beni önemsediğini biliyorum ama bir işi geciktirdi, söz verdi yapamadı. Bunu belli bir süre göz ardı edebilirim. Ama tersini düşünün: birisi işinde çok etkin, söylediği zamanda işini yapıyor, açık sözlü, ama size özen göstermiyor, sizi önemsemiyor. Şirketlerde çalışanların ayrılma sebebini söyleyeyim: kendilerine özen gösterilmediğini hissediyorlar, kendilerini önemsiz hissediyorlar. Patronlar bunun para yüzünden olduğunu sanıyor ama değil aslında. "Burada sen otursan da bu iş yapılacak" cümlesinin arkasında bu var: özen gösterilmediği, önem verilmediği hissi.

Duygusal banka hesabı

Stephen Covey'in bir kavramı var, çok severim: duygusal banka hesabı. İkimizin arasında bir hesap var. Bu dört maddeyi yaptıkça, o hesaba para yatırıyorum. Yapmadığımda para çekiyorum. Balans eksiye düştüğünde insanlar sana güvenmez hale geliyor. Peki hesap sıfırdayken, yani daha yeni tanıştığınızda, ilk hareketin ne olacak? Para mı yatıracaksın, para mı çekeceksin? İnsanlar genelde para çekerek başlıyor ve hiç güven olmayan bir ortam yaratıyorlar.

Mevlana'nın bir sözü tam bunu özetliyor: "Düşündüğünü söyle, söylediğini yap, yaptığının arkasında dur." Ama dikkat, sözünün altında ezilme de diyor. Yani boşboğazlık yapıp gereksiz vaatler verme, gerçekten yapabileceğini söyle.

Bir yöneticinin özgüvensizliği ekibi nasıl dağıtır

Bunu kendi hayatımdan bir örnekle anlatayım. Dört kıdemli müdürdük bir şirkette, birbirimizin arkasını kollayan bir ekiptik. Üstümüze yeni bir yönetici geldi ve bizi birbirimize düşürmeye çalıştı. Benim işimi ona veriyor, onun işini bana veriyordu, sonra biri diğerine "yapamadın" diye çaktırmayı bekliyordu. Ben o işi alıp arkadaşıma anlatıyordum, o kendisine gidip söylüyordu. Beş altı kere yaşadık bunu, kadın en sonunda vazgeçti. Motivasyonu neydi peki? Özgüvensizlik. Kendini açıp "ben bu konuları bilmiyorum" diyemedi bir türlü. Diyebilseydi, biz onu kabul ederdik.

Reçete

Bu dört maddeyi kendi ekibinizde test edin. Bir kağıda ekibinizdeki her kişi için dört soru sorun: Bana açık mı konuşuyor? Söz verdiğini tutuyor mu? İşinde yeterli mi? Ve en önemlisi, beni önemsediğini hissettiriyor mu? Eğer dördüncü soruya hayır diyorsanız, diğer üçü ne kadar iyi olursa olsun, o ilişkinin bir gün çatlayacağını bilin. Ve kendinize sorun: siz ekibinizdeki insanlara özen gösterdiğinizi nasıl gösteriyorsunuz, yoksa sadece gösteriyormuş gibi mi yapıyorsunuz?

Siz son ne zaman birine, "bu işi bilmiyorum" diyebilecek kadar açık davrandınız? Yoksa hâlâ karizmayı çizdirmeme derdinde misiniz?