Yazılar
İş Yerinde Kadın Olmak: Güç Meselesi mi, Cinsiyet Meselesi mi?
Bir soru soracağım: iki merdiven aynı boyda olsa, herkes ağaçtaki elmaya aynı kolaylıkla ulaşır mı?
Bu bölümde bu konuyu bilerek erkekler olarak konuşmadım, girişimci Ebru Tabak Canikligil'i ve ekibinden iki genç kadını, Mina ve Beyza'yı davet ettim. Ebru'nun anlattığı bir görüntü aklımda kaldı: bir aydınlatma mağazasında, kendisi merdivenlerden çıkarken, satıcının genç mimar Beyza'ya "senin işin o kadar büyük değil, buraya olmaz" dediğini duyuyor. Ebru araya girip konuya dahil olunca adam susuyor. Aynı senaryoyu bir erkek mimar yaşasaydı, muhtemelen doğrudan "mimar mısın, şurayı şöyle yapmalıydınız" gibi bir meslektaş muamelesi görürdü, ciddiyeti sorgulanmazdı.
Rakamlar ne diyor
Stanford Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, iş dünyasında kadın erkek gelir farkının 2159 yılından önce kapanmayacağını öngörüyor. Amerika'da aynı seviyedeki kadın ve erkek akademisyenler arasındaki maaş farkı bir deneyle de görünür olmuş, kimliğini değiştiren bir akademisyenin, erkek kimliğiyle sunum yaptığında "kız kardeşinden daha akıllı" gibi yorumlar aldığı anlatılıyor.
Mesele kadın erkek değil, güç meselesi
Ebru'nun altını çizdiği bir nokta bende kaldı, bu düzeni kuranlar erkekler olduğu için, kadın bu düzenin içinde yer almak istediğinde bir adım geriden başlıyor. Ama asıl mesele cinsiyet değil, elindeki gücü nasıl kullandığınla ilgili bir şey. İçe dönük olmak da, dışa dönük olmayan herkes için benzer bir dezavantaj yaratıyor, kadın olsun erkek olsun.
Bekar, güzel bir kadının işe girmesi "ciddiyetsizlik" algısı yaratabiliyor, ama yakışıklı bir erkeğin girmesi aynı şüpheyi doğurmuyor. Kılık kıyafetle ilgili beklentiniz varsa, bunu işe başlamadan önce açıkça söylemeniz gerekiyor, sonradan sürpriz bir kriter olarak çıkarmamanız gerekiyor.
Süper anne sendromu
Pandemi döneminde çok gördüğüm bir şey, "süper anne sendromu." Bir kadının, kendisi dahil etrafındaki herkesle ilgili her şeyi mükemmel yapabileceği illüzyonu. Anne, eş, gelin, kardeş, yönetici, çalışan, hepsini aynı anda kusursuz yapmaya çalışıyor, listenin en altında da kendisi kalıyor. Erkek aynı sorumluluğu genelde o kadar üstlenmiyor, kariyerine daha rahat devam edebiliyor.
Buradaki reçete basit ama uygulaması zor: hayır demeyi öğrenmek, listenin en tepesine kendi isminizi yazmak, etraftaki herkesi mutlu etmek zorunda olmadığınızı kabul etmek.
Pozitif ayrımcılık neden gerekli
Bir fotoğraf var aklımda, iki kişi elma toplamaya çalışıyor, merdivenleri aynı boyda ama ağaç bir tarafa eğik. Bir kişi için elmaya ulaşmak kolay, öbürü için değil. O zaman uzun merdiveni herkese değil, dezavantajlı olana vermek gerekiyor, bu adaletsizlik değil, dengeleme.
Ebru'nun anlattığı üç adım şöyle: önce çeşitliliği artırmak, şirkete farklı sesleri katmak. Sonra o sesleri gerçekten sürece dahil etmek, sadece sayıda kalmamak. En son da eşit hakları vermek. Çeşitlilik olmadan katılım olmaz, katılım olmadan eşitlik anlamsız kalır.
Reçete
Kendinize sorun: ekibinizde sesi kısık kalan biri var mı, sadece sayıda tutulup fikri sorulmayan? Bir kurala ihtiyacınız varsa, işe başlamadan söyleyin, sonradan çıkarmayın. Ve gücünüzü nasıl kullandığınıza bakın, çünkü mesele çoğu zaman cinsiyet değil, kimin elinde güç olduğu ve o gücün nasıl kullanıldığı.
Sizin ekibinizde, aynı işi yapan iki kişiden biri bir adım geriden mi başlıyor, ve bunun sebebi gerçekten yetkinlik mi?