Japonya Başbakanı günde 2-3 saat uyuyor, danışmanlarını gece saat 3'te toplantıya çağırıyor. Bunu duyunca ben de araştırdım, Japonlar buna nasıl tepki verdi diye. Gelenekselci olanlar bunu güçlü bir lider örneği olarak görürken, daha modern olanlar zaten sorunlu olan iş-yaşam dengesinin daha da bozulmasından endişe ediyor. Japonya'da buna "karoshi" deniyor, aşırı çalışmaktan hayatını kaybetme durumu. Günde 2-3 saatlik uykuyla bir insan gerçekten yaşayabilir mi, bu bende de bir soru işareti.

Uzun çalışmak mı, verimli çalışmak mı

Bence Japonya'dan önce Çin'e bakmak lazım, orada ortalama çalışma saati zaten 50'ye yaklaşmış durumda. Japon Başbakan muhtemelen durgun bir ekonomide "daha çok çalışmamız gerekiyor, eski güzel günlerimize dönelim" mesajı vermeye çalışıyor. Batı ise tam tersi yönde, dört güne düşürmeye çalışıyor ama Batı'nın ekonomisi de çok parlak bir yere gitmiyor. Burada önemli olan aslında daha efektif çalışmak. Avrupalılar bizden daha az çalışıp daha çok kazanıyor, çünkü ürettikleri şey daha pahalıya satılıyor.

Somut bir örnek vereyim: Uzakdoğu'da bir cep telefonunun üretim süresi yaklaşık 1 saat. Türkiye'de bizim gurur duyduğumuz tekstilde, seri üretimde bir tişörtün üretilmesi yaklaşık 1 gün sürüyor. En ucuz telefon 20-30 bin liraysa, bir tişört 1-2 bin liraya satılıyor. Fiyatları karşılaştırmaya bile gerek yok. Saati tartışmaktansa, çalıştığımız süre içinde ne ürettiğimizi tartışmak çok daha anlamlı geliyor bana.

Japonya'da gördüklerim

Nisan ayında uzun bir Japonya seyahatine gittim. İnsanların işlerinde çok odaklı ve yoğun çalıştığını gördüm ama bu iş bitince bitmiyor. Akşam bir yere gidilmesi organize ediliyor, yönetici bunu düzenliyor ve "gelmek istemiyorum" deme hakkınız yok. Yemeğe gidiliyor, belki alkollü bir şeyler içiliyor. Salaryman denen o gruplar hâlde ofisten çıkıp öyle gidiyorlar. Bunu bir İtalyan'a yaptıramazsınız, bir Batılı rahatlıkla "mesai saatim bitti, seninle daha fazla vakit geçirmek istemiyorum" der. Ama Japon kültürü saygının, hiyerarşinin çok üst seviyede olduğu bir kültür. Bazı şirketlerde kara liste var deniyor, istifanız bile kabul edilmiyor.

Bizim sorunumuz işi işte bırakamamak

Japonya'da toplumsal uyum bireysel olandan daha önemli, ofisten ilk çıkan olmak istenmiyor. Türkiye'de de benzer bir şey var ama o kadar ileri seviyede değil. Bizim asıl sorunumuz farklı: işi işte bırakamamak. Telefon devamlı çalıyor, evde de, başka bir yerde de işle ilgilenmek zorunda kalıyorsunuz. Bunun olumlu hiçbir çıktısı yok. Eğitim verdiğim şirketlerde çalışan arkadaşların en çok dile getirdiği sorun bu. Ama asıl mesele uzun çalışmak değil, düzensiz ve plansız olmamız. Mesai saatleri içinde doğru planlama yapılmadığı için bir kriz çıkıyor, siz eve gittiğinizde o krizi çözecek tek kişi siz olduğunuz için yine sizi arıyorlar.

En çok duyduğum şikayet

Bana gelen geri bildirimlerde en çok duyduğum şey şu: çalışanlar kendilerini değersiz hissediyor. "Sen orada olsan da olmasan da olur" duygusu yaşatılıyor insanlara. Bu aslında bir güven sorunu. Görünürde bir güven sorunu yokmuş gibi görünüyor ama biraz kazıdığınızda insanlar bugününden, yarınından, şirketinden, ülkeden dolayı bir güvensizlik duygusu içinde yaşıyor. Bu da kaygıya dönüşüyor.

Reçete

Kendi mesai düzeninize bakın: eve döndüğünüzde sizi arayan krizler, aslında gün içinde çözülmemiş planlama sorunlarının bir sonucu mu? Eğer öyleyse, sorunu akşam saat 9'da değil, gündüz kaynağında çözmeyi deneyin. Bir de ekibinize sorun: kendilerini değerli hissediyorlar mı? Cevap "hayır" ise, mesai saatini uzatmadan önce çözülmesi gereken asıl konu bu.

Siz işinizi eve mi taşıyorsunuz, yoksa eviniz işe mi kalıyor? Ve bu, sizce plansızlıktan mı, yoksa değersiz hissettirilmekten mi kaynaklanıyor?