Bir soru soracağım: en son ne zaman birine, "bunu iyi yaptın" dediniz, ve bunu neden hatırlamıyorsunuz?

Peter Bregman diye bir danışman var, dört katmanlı bir piramit anlatıyor. En üstte "işi yönetmek" var, şirketler ona bunun için geliyor. Ama işi kim yapıyor? İnsan. O zaman bir alta iniyorsunuz, "insan yönetmek." Peki insanı yönetmek için neyi bilmek gerekiyor? İlişki yönetmeyi. Bir alta daha iniyorsunuz. Ve en altta da "kendini yönetmek" var. Piramit tersten okunuyor aslında, en zor ve en temel kısım en altta.

Karşındaki değişmeyecek

Freud'a göre kişiliğimizin yüzde doksanı 0-3 yaş aralığında oluşuyor, sonrasında sadece ufak tefek değişiklikler oluyor. Yani karşınızdaki kişinin, mesela zor bir çalışanınızın, temelden değişmeyeceğini kabul etmeniz gerekiyor. Bu kabul edilince ortaya şu çıkıyor: ilişkiyi yönetebilmek için asıl değişmesi gereken sizsiniz. Burada "davranışın değişmesinden" bahsediyorum, yaptığınız davranışların sonucunda ne olduğunu fark edip, iyiyse tekrar edebiliyor olmaktan.

Kendini nasıl tanırsın

Oturup kendi kendinize düşünmek işe yarar ama bir yere kadar. Daha etkili ama daha zor bir yöntem var, dışarıdan geri bildirim almak. Burada bir tuzak var, birine "beni nasıl buldun" diye sorduğunuzda aslında düşük özgüvenli görülme riski taşıyorsunuz, ya da soru öyle sorulmamalı. Doğrusu şu, davranışın kendisini sorun, kişiyi değil. "Sence ben iyi bir adam mıyım" değil, "bu konudaki performansımı nasıl buldun" diye sorun.

Bizim kültürümüzde insanlar kendilerini başkalarına sormuyor. Bunun için tarafsız birine ihtiyacınız var, ya da bir koç. Koçluk yaptığımızda tam olarak bunu yapıyoruz, yargısız sorular sorarak kişinin kendi davranışının etkisini fark etmesini sağlıyoruz. Çünkü göremediğiniz için sıkıştığınız bir yerde çözüm bulamıyorsunuz.

Takdir mekanizması neden çalışmıyor

Türkiye'de takdir mekanizması yazık ki kültürümüzde çok olan bir şey değil. Amerikalılarla çalışanlar bilir, sürekli "harikasın, muhteşemsin" derler, bize yalan gibi gelir ama onların kültüründe bu samimi. Bizim kültürümüzde bu kadar samimi değil.

Z kuşağı burada farklı bir yerden geliyor, onlar takdir edilmeyi default olarak bekliyorlar, bunu bile bir "ekstra" olarak görmüyorlar, çünkü anne babaları onları böyle yetiştirdi. İş yerine geldiklerinde de bunun devamını bekliyorlar. Burada bir kültür değişimi yaşanıyor.

Ben şuna inanıyorum: eğer İlker bir işi doğru yapıyorsa ve performansını maksimum seviyede tutmak için bir geri bildirime ihtiyacı varsa, bunu vermek gerekir. Arkasında kötü niyetli bir şey olmasına gerek yok, doğru gördüğünüz şeyi doğru şekilde ve zamanda iletirseniz, bu davranışı pekiştirir.

Hata olan şey şu: kötü sözden hoşlanan, "aptal herif" denilince mutlu olan bir yönetici tipi var. Sadece kötü gördüğünde konuşuyor, iyi gördüğünde susuyor. Terapistimin bana söylediği bir kural var, üç geri bildirimden ikisi olumlu olmalı.

Reçete

Bir sonraki ekip toplantınızda şunu deneyin, birine gerçekten iyi yaptığı bir şeyi, neden iyi olduğunu açıklayarak söyleyin. Sonra kendinize dönün, en son ne zaman birine sizin hakkınızda dürüst bir geri bildirim vermesini istediniz? İstemediyseniz, neden istemediğinizi bir düşünün, orada bir korku mu var, bir tutum mu.

Siz kendinizi başkalarına ne sıklıkla soruyorsunuz, hiç mi sormuyorsunuz?