İtiraf edeyim, sohbete başlarken leasingi biraz eski moda bir finansal araç olarak görüyordum. Belki de yaşımdan, dedim ING Leasing Genel Müdürü Onur Gül'e. Teknoloji ve sürdürülebilirlik konuştuğumuzda hep atlanan bir kısım var: bunlar nasıl finanse ediliyor? Bu soruyu sormak istedim ve leasingin sandığımdan çok daha güncel bir hikayesi olduğunu öğrendim.

%4'e karşı %50

İlk rakam beni durdurdu: Türkiye'de leasingin toplam finansman içindeki payı yaklaşık %4. Avrupa'da bu oran %50'nin üzerinde. Bir daha söyleyeyim, %50'nin üzerinde. Bu kadar büyük bir fark tesadüf olamaz, kullanım kültürüyle ilgili bir şey var burada.

Gül'ün teşhisi şuydu: Türkiye'de yatırımlar genelde öz kaynak ya da kısa vadeli borçlanmayla yapılıyor. Bu da firmaların küresel ekonomideki risk ya da fırsatlara zamanında eşlik edememesine yol açıyor. Leasing ise makinenin kendi kendini finanse ettiği bir enstrüman, üstelik sadece donanım için değil, yazılım için de kullanılabiliyor.

Amortisman artık 10 yıl değil

Burada durup düşünmem gereken bir nokta çıktı ortaya. Eskiden bir makine yatırımı 8-10 yıllık amortisman üzerinden planlanırdı. Ama artık makine ekipman teknolojisi her yıl yenileniyor, rekabetçi kalma eşiği sürekli değişiyor. Yani 10 yıllık perspektifle yapılan bir yatırım, üçüncü yılında zaten teknolojik olarak geride kalabiliyor. Gül'ün buradan çıkardığı sonuç: şirketlerin yatırım perspektiflerini daha kısa vadeye çekip risk planlamalarını buna göre yapmaları gerekiyor. Bu, satır aralarında konuşulan bir konu değil artık, Davos'ta ana gündem maddesi haline geldi.

Bu yılın rakamı da kayda değer: leasing sektörü 2025'te dolar bazında %30'un üzerinde büyüdü. Bunun arkasında yeşil enerji yatırımları ve makine ekipmanlarındaki yenilenme talebi var.

Sürdürülebilirlik bir vize

Sohbetin en çarpıcı kısmı, sürdürülebilirlik ile parayı bir araya getirdiğimiz yerdi. Sürdürülebilirlik konuşulduğunda bana hep biraz romantik geliyor, para konuşulmadığı sürece iş dünyasının pek ilgisini çekmiyor, dedim. Gül'ün cevabı netti: Avrupa'ya ihracat yapan Türk şirketleri için sürdürülebilirlik artık gerçek bir vize haline geldi. Yeşil enerji çatısı altındaki ürün kabulü zorlaşıyor, dolayısıyla bu bir tercih değil, pazara giriş koşulu.

Bir de "atık ısı" örneği verdi: kısa bir yapay zeka görüntüsünün enerji maliyetini, uzun süreli bir mikrodalga kullanımına benzetti; büyük dil modellerinin günde milyarlarca soruya cevap verdiğini ekledi. Bunu sürdürülebilir finansman iddiasıyla nasıl bir arada tutuyorsunuz diye sordum, oksimoron gibi geliyor dedim. Cevabı: şu an yapay zekanın "bebeklik adımlarında" olduğumuzu, atık ısının enerjiye dönüştürülmesi konusunda projelere finansman sağladıklarını ve bu paradoksun uzun vadede çözüleceğine inandığını söyledi.

Reçete

Buradan çıkan pratik ders şu: eğer bir şirket teknoloji, yeşil enerji ya da makine ekipman yatırımı planlıyorsa, finansman seçeneklerini gözden geçirirken leasingi masaya koymadan karar vermemeli. Sadece KDV avantajı için değil, gerçek bir yatırım finansmanı aracı olarak. Ve yatırım perspektifini eskisi gibi 10 yıllık değil, teknolojinin yenilenme hızına göre daha kısa vadeli kurgulamalı.

Gül'ün kendi şirketindeki somut adımı da bunu doğruluyor: 2025'te leasing alacaklarını yaklaşık iki katına çıkarmışlar, yurt dışından getirdikleri yeşil enerji finansmanlarını müşterilerine sunmuşlar.

Siz şirketinizin teknoloji ya da sürdürülebilirlik yatırımlarını planlarken finansman seçeneklerinin hepsini masaya koyuyor musunuz, yoksa hâlâ öz kaynak ya da kısa vadeli borç refleksiyle mi hareket ediyorsunuz? Bunu fark ettiğinizde bana yazın.