Bir soru soracağım: sizin liderlik tarzınız hangisi, yoksa güne göre mi değişiyor?

Peter Bregman'ın güzel bir tanımı var: yönetici işi doğru yapar, lider doğru işi yapar. Yönetici, tanımlanmış bir alan içinde ne yapılacaksa onu iyi yapan ve yaptıran kişi. Lider ise gerektiğinde o tanımlanmış alanın dışına çıkabilme cesareti gösteren kişi. Çoğunlukla bize daha çok yönetici lazım aslında, herkes lider olsa, sistemi devamlı bozan bir sürü insan olurdu.

Doğuştan mı, sonradan mı

Thomas Carlyle diye bir tarihçi geçmişteki liderleri araştırıp "büyük adamlar kuramı" diye bir şey ortaya atmış, bazı insanların bu yeteneklerle doğduğunu söylüyor. Ama bugünün dünyası için bağlam çok daha önemli. Lider doğulur ya da olunur tartışması, biraz da bulunduğunuz ortamla ilgili bir konu. Bir grup lidere hazır değilse, siz ne kadar demokratik lider olmaya çalışırsanız çalışın "karizması yok" derler.

Üç klasik tarz

Kurt Lewin 1939'da üç liderlik tarzı tanımlıyor. Demokratik lider, kararları diğerleriyle konuşarak, konsensüs sağlamaya çalışarak alır. Laissez-faire lider, "bırakınız yapsınlar" mantığıyla kendisi ne yapacağını bilir, ekibi serbest bırakır. Otokratik ve otoriter lider, gücü kendinde toplar, ama ikisi arasında fark var: otokratik lider takipçilerini bir hikayeye inandırıyor, sonra kendisi de o hikayeye örnek oluyor. Otoriter lider ise takipçileri inanmasa bile zorla oraya götürüyor. Otokratik başlayan hikayeler genelde bir süre sonra otoriterliğe doğru kayıyor.

Dönüştürücü liderlik ve düşman edinme bedeli

Dönüştürücü lider, tanımlanmış ve istenen bir değişimi gerçekleştiren kişi. Statükoyu bozuyorsunuz, bu da birilerini rahatsız ediyor. Meşhur bir söz vardır, düşman edinmeden dönüştürücü lider olamazsınız. Steve Jobs iyi bir örnek, hem otokratik hem de vizyoner, "biz dünyayı değiştireceğiz" diyerek insanları arkasına takıyor. Oyunu değiştirenlerin iki özelliği oluyor, inanılmaz vizyoner olmaları ve obsesif bir azimle o vizyona bağlı kalmaları.

Hizmetkar liderlik ve durumsal liderlik

Robert Greenleaf'in "servant leadership" dediği bir kavram var, hizmetkar liderlik. Yönettiğiniz ekibin duygularına değil, o işi daha iyi yapmaları için neye ihtiyaçları olduğuna hizmet ediyorsunuz.

Hersey ve Blanchard'ın 1970'lerde geliştirdiği durumsal liderlik modeli bana en mantıklı geleni. Ekibinizdeki kişilere bakıp, işle ilgili ne kadar yetkin ve ne kadar istekli olduklarına göre dört gruba ayırıyorsunuz. Yeni mezun, çok istekli ama bilgisi yok, ona ne yapacağını söylersiniz. Biraz gelişmiş ama motivasyonu düşmüş birine yardımcı olup yanında durursunuz. Yetkinliği artmış birine sorularla yön verirsiniz. Sizin yerinize geçecek kadar gelişmiş birine ise sadece güvenip bırakırsınız.

Ama bu model de yeterli değil bugünün dünyası için, çünkü sadece "işi ne kadar yapabilir" boyutuna bakıyor. Bir de kişilik profiline bakmanız lazım, işin ne kadar zor ve acil olduğuna bakmanız lazım. Hem insana, hem işe bakıp ona göre karar vermeniz gerekiyor.

Reçete

Kendinize sorun: yönettiğiniz kişilere hep aynı şekilde mi davranıyorsunuz? Herkese eşit davranmak aslında yapabileceğiniz en büyük eşitsizlik olabilir. Önce kendinize liderlik etmeyi öğrenin, ne yapmak istediğinizi, güçlü ve zayıf yanlarınızı bilin. Kendi hayatınıza liderlik edemiyorsanız, başkalarına da edemezsiniz.

Siz kendi hayatınızda hangi liderlik tarzını uyguluyorsunuz, otoriter mi, yoksa kendinizi bile serbest mi bırakıyorsunuz?