Yazılar
Mutluluk mu, Huzur mu? Şirketlerin Yanlış Hedefi
Şirketler "çalışan mutluluğu" peşinde koşuyor, bütçe ayırıyor, etkinlik düzenliyor, anketler yapıyor. Esasında yanlış hedefe kilitleniyorlar. Mutluluk, bir şirketin doğrudan üretebileceği bir şey değil. Şirketin üretebileceği şey huzur. Huzurlu ve güvenli bir ortam kurduğunuzda, çalışanlar mutluluklarını zaten kendileri yaratıyor. Siz onlara mutluluk vermeye çalışmayın, mutluluğun üzerinde büyüyeceği zemini hazırlayın.
Bu ayrım kulağa ince bir felsefi tartışma gibi gelebilir ama değil. Kişisel olarak bir dönem mutluluk kavramına ciddi kafayı takmıştım, nedir bu mutluluk, ben ne zaman mutlu oluyorum diye düşünüp durmuştum. Bir yerde okuduğum bir fikir bu kafa karışıklığını dağıttı, mutlu olmadan önce huzurlu olmayı öğrenmemiz gerekiyordu. Yani sıralama önemliydi. Etrafınızdaki huzursuz insanları düşünün, her şeyden şikayetçi, memnuniyetsiz, suratına bile yansıyan bir gerginlik taşıyan insanlar. Onların mutlu olduğunu hiç görmezsiniz, çünkü mutluluk huzursuz bir zeminin üzerine oturmuyor.
Huzur aslında bir kesir
Peki huzur nedir, nasıl tarif edilir? Bunu matematiksel bir kesirle düşünmek işi çok netleştiriyor. Kesrin üstüne şu an sahip olduklarınızı koyun, paranız, sağlığınız, ailenız, ilişkileriniz, ne varsa. Kesrin altına da sahip olmak istediklerinizi koyun. Eğer bu kesir birden büyükse, yani elinizdekiler istediklerinizden fazlaysa, huzurlusunuzdur. Kesir birden küçükse, yani hep bir eksiklik hissiyle yaşıyorsanız, huzursuzsunuzdur.
Bu kesir üzerinden bakınca modern dünyanın neden bu kadar huzursuz bir yer haline geldiği de netleşiyor. Modern dünya tam da bu kesrin altını büyütmek üzerine kurulu. Yeni telefon çıktı, al. Katlanabilir ekran çıktı, al. Air fryer al, robot al, arabanı değiştir, şuraya tatile git. Sistem size durmadan "bunu almazsan eksik kalacaksın, bunu almazsan mutlu olamayacaksın" mesajı pompalıyor. Siz bilinçli bir şekilde bu akışı durdurmazsanız, kesrin üstüne ne kadar çok şey koyarsanız koyun, alt taraf ondan daha hızlı büyüdüğü için asla huzura ulaşamazsınız. Bu yüzden huzur, kazanmakla değil, bilinçli olarak durmakla ilgili bir şey.
Şirkette huzursuzluğun kaynağı: değersizlik hissi
Bu kesir kişisel hayat için geçerli ama şirket hayatında da aynı mantık işliyor, sadece kesrin altındaki şey biraz farklı. Şirkette huzuru bozan şey çoğu zaman "ben burada gerçekten önemli miyim" sorusuna verilen cevap. Bir çalışan kendini değersiz hissetmeye başladığında, yani "ben olsam da olur, olmasam da olur" duygusunu yaşamaya başladığında, şirkete güvenmeyi de bırakıyor. Burada şirket derken kastım genelde soyut bir kurum değil, o çalışanın gördüğü yönetici, patron, amir. Çünkü çalışan şirketi onun üzerinden okuyor.
Yani huzurun temelinde de güven var. Mutlu olmak için huzurlu olmak gerekiyor dedik, huzurlu olmak için de güven gerekiyor. Üç kavram üst üste biniyor, güven olmadan huzur olmuyor, huzur olmadan mutluluk olmuyor. Şirketler bu sırayı atlayıp direkt mutluluğa yatırım yapınca, temeli olmayan bir binaya kat çıkmış oluyorlar.
Reçete basit ama disiplin ister
O zaman şirketlerin yapması gereken şey aslında çok karmaşık değil. Çalışana değerli olduğunu hissettirecek küçük ama sürekli davranışlar, güvenilir ve tutarlı bir yönetim tarzı, dedikoduyla değil açık iletişimle işleyen bir kültür. Bunlar huzuru kurar. Huzur kurulduğunda mutluluk şirketin işi olmaktan çıkar, çalışanın kendi işi haline gelir ve genelde de kendiliğinden gelir.
Kişisel tarafta da aynı reçete geçerli. Kesrinizin altını modern dünyanın sizin için büyütmesine izin vermeyi bırakıp, bilinçli bir şekilde "bana gerçekten neyin lazım olduğuna" karar vermeniz gerekiyor.
Siz kendi kesrinizde nerede duruyorsunuz, üst taraf mı ağır basıyor, yoksa hep bir şeyleri daha mı istiyorsunuz?