Yazılar
Pazartesi Neden Bu Kadar Zor? Çalışan Motivasyonunun 3 Gerçek Kaynağı
Genç bir tasarımcıyla konuşuyordum, pazartesi sabahları mutsuz olduğunu söylüyordu. Bir yönetici tarzı var, "maaşın zamanında yatıyor, öğlen yemek veriyoruz, daha ne istiyorsun" diyen. Bu cümle artık işe yaramıyor, ve bunun sebebini anlamadan yeni nesille çalışmak gerçekten zor.
Kendi işini yapanlar neden pazartesi sendromu yaşamıyor
Kendi işini yapan biri de aslında hiç durmuyor, uykusunda bile kafası işle meşgul. Ama pazartesi sendromu yaşamıyor, çünkü sorumluluk onun üstünde, dışarı atacak bir yer yok. Beyaz yakalılık ise şuna benziyor biraz, dinden çıkmaya. Dinin içindeyken sorumluluğu başka bir yere atabiliyorsun, çıktığında büyük bir özgürlük yaşıyorsun ama artık her şeyin sorumluluğu senin üstünde. Beyaz yakalı işte, sorumluluğu dışarı atabildiği için kısa vadede rahat ama uzun vadede motivasyonu da dışarıdan bekliyor, bu da bir tuzak.
Daniel Pink'in üç maddesi
Daniel Pink'in "Drive" kitabı yeni nesil beyaz yakalının nasıl motive olduğunu üç maddede topluyor.
Birincisi otonomi. İşi nasıl yapacağına, ne kadar zamanda yapacağına, hangi kaynakları kullanacağına kendisi karar vermek istiyor. "Böyle bir iş var, ne kadar zamanda yaparsın, nasıl yaparsın, git araçlarını kullan, gel" diyebiliyor musun bir çalışana? Yoksa "eşek olunca semer vuran çok olur" mantığıyla mı yönetiyorsun?
İkincisi mastery, yani ustalaşmak. Kişi bir alanda gelişmek istiyor. Bunun en önemli aracı yöneticinin geri bildirimi. "Şunu böyle yapmaya devam et, burası eksik kalıyor, şunu da böyle denesen çok iyi olur" demek. Geri bildirim vermeyen yönetici, ustalaşma isteğini köreltiyor.
Üçüncüsü purpose, yani amaç. Şirketin bir amacı olması ve çalışanın kendi amacıyla bunun örtüşmesi gerekiyor. Google'ın yeni neslin çalışmak istediği yer olmasının sebebi bu üçünü de sağlıyor olması.
Çok çalışmak yönetici olmak için yetmez
Bir danışanım "çok çalışırsam yönetici olurum sanıyordum, çok çalıştım ama olamadım" dedi. Çok çalışmak tek başına yeterli değil, bunu normalleştirip görevin haline getirdiğinde kendini değersizleştirmiş oluyorsun. "Zaten yapıyoruz" dediğin ekstra işler için pazarlık etmen gerekiyor. Karşılığında ne alacağını konuşmadan sürekli fazladan iş üstlenmek, uzun vadede seni yıpratıyor.
Piyasa değerini bilmek senin sorumluluğun
Bir danışanım yedi ayda maaşını ikiye katlamış, "vermezseniz ayrılırım" dediğinde patronu hemen çıkartabileceğini anlamış. Bu demek ki bir süredir zaten o parayı hak ediyormuş ama kimse sormadan vermiyormuş. Piyasadaki değerini bilmek, kariyerine duyduğun saygının bir parçası. Aynı işi başka yerde ne kadara yapabileceğini bilmiyorsan, kendi değerini de doğru konuşamıyorsun demektir.
Amaç örtüşmesi en çok göz ardı edilen madde
Şirketin vizyonuyla senin gitmek istediğin yer örtüşüyor mu, bu sorulmuyor genelde. Yeni nesilde bir fark var, bu kuşak "ben nasıl kurtulurum" kaygısından çok "biz nasıl kalkınırız, bunu nasıl daha iyi yaparız" kaygısıyla hareket ediyor. Sosyal girişimcilik bu yüzden bu kuşakta bu kadar güçlü. Parayı doğrudan kendi sınıf atlamasına bağlamıyorlar, bir değer yaratma isteği var altında.
Reçete
Ekibindeki birinin motivasyonunu artırmak istiyorsan üç soruyu sor kendine. Bir, bu kişiye bir işi nasıl yapacağı konusunda gerçek bir alan bırakıyor muyum? İki, en son ne zaman somut ve yapıcı bir geri bildirim verdim? Üç, bu kişi şirketin amacıyla kendi amacının örtüştüğünü hissediyor mu, yoksa sadece maaş için mi geliyor? Kendin için de aynı üç soruyu sor, cevaplar seni şaşırtabilir.
Sen pazartesi sabahı işe giderken hangisi eksik, otonomi mi, ustalaşma fırsatı mı, yoksa amaç mı?