Sigorta sektörü esasında tek bir şey üzerine kurulu: riski öngörüp, gerçekleşirse zararı tazmin etmek. Peki geçmişe bakıp geleceği tahmin eden bir sektör, geçmiş verisi olmayan bir teknolojiyle, yani yapay zekayla karşılaştığında ne oluyor? Bu soruyu Alyans Sigorta CEO'su Kaan Toker'e sordum.

Riskin tanımı değişti

Toker'in ilk düzelttiği şey benim sorumun kendisiydi. Eskiden risk dediğimizde doğal afet, büyük kaza, salgın gibi dışsal şeyler geliyordu akla. Şimdi risk IT sistemlerinin içinde, veri kalitesinde, algoritmalarda da yaşıyor. Yani sigorta şirketleri artık kendi sistemlerinin ürettiği riski de yönetmek zorunda. Buna ek olarak iklim kriziyle birlikte dış risklerin hem şiddeti arttı hem öngörülebilirliği düştü.

Bu ikisini birleştirince eski "geçmişe bakıp geleceği modelle" mantığı çatırdıyor. Toker'in buradaki çözümü net: daha büyük, daha kompleks verilerden faydalanmak, ve bunu yapabilmek için yapay zekaya ihtiyaç var.

İtfaiyecilikten dedektörlüğe

Bu konuşmada en çok not aldığım cümle şuydu: "İtfaiyecilikten yangın dedektörlüğüne doğru geçiyor sigorta sektörü," dedi Toker. Yani reaktiften proaktife geçiş. Somut örneği de vardı: mikro bazlı yapay zeka modelleriyle bir bölgede dolu fırtınası riski tespit edildiğinde, o bölgedeki sigortalılar birkaç saat ya da dakika öncesinden uyarılabiliyor.

Bu küçük bir örnek gibi görünse de büyütüldüğünde hem zararı azaltıyor hem sigorta maliyetlerini düşürüyor. Ama benim asıl merak ettiğim ölçek şu oldu: yılda 13-15 milyon arasında talep edilen hasara onay veriliyor ve bunun %90'ından fazlası tamamen bu modeller üzerinden karar veriliyor. Bunu insan gücüyle yapmak zaten mümkün değil.

Güven de bir çıktı

Burada dikkatimi çeken bir nokta daha var: gece yarısı acil bir durumda anında alınan onay sadece verimlilik değil, aynı zamanda bir güven duygusu yaratıyor. Müşteri o anda faturayla uğraşmak istemiyor, canının derdinde. Hız burada sadece operasyonel bir kazanım değil, doğrudan hayat kalitesine dokunan bir şey.

Tek başına yeterli değilsiniz

Alyans Sigorta'nın kendi içindeki dönüşümü üç bacaklı: organizasyonu daha çevik hale getirmek, veri altyapısına yatırım (üç yılda yaklaşık 3 milyon euro, önümüzdeki beş yılda 15 milyon euro planlanıyor) ve eğitim. Ama en çarpıcı kısmı şuydu: ne kadar güçlü ya da büyük olursanız olun, teknolojik dönüşüm hızını tek başınıza yakalayamıyorsunuz. Bu yüzden şirket, Hexon adını verdikleri açık sigortacılık platformuyla 600'e yakın startup ve girişimciyle tanışmış, 50'ye yakınıyla proof of concept çalışması yapmış.

Reçete ve bir uyarı

Yapay zeka riskleri de beraberinde getiriyor: işe alımlarda cinsiyet ya da ırk temelli ayrımcılık, fiyatlandırmada algoritmik yanlılık, bunların hepsi literatürde geçmiş vakalar. Toker'in önerisi, bu riski görmezden gelmek değil, sağlam bir yönetişim mekanizması kurmak. Avrupa Birliği üyesi olmasak da grup şirketi olmaları nedeniyle AB'nin yeni düzenlemesine uyum sağladıklarını, her modelin etik açıdan, yanlılık açısından ve açıklanabilirlik açısından denetlendiğini söyledi.

Sohbetin sonunda kendisine kişisel bir soru sordum: risk yönetiminden bunca yıl anlayan biri olarak kendi hayatındaki riskleri nasıl yönetiyor? Cevabı sürpriz oldu: risk yönetiminden çok merak gidermek, tatil planlamak ve finansal tercihlerinde kullanıyor. Yani en büyük risk uzmanı bile günlük hayatında teknolojiyi bambaşka, çok daha sıradan bir amaç için kullanıyor.

Risk aslında iki parçadan oluşuyor: bir tarafı fırsat, bir tarafı tehlike. Siz kendi işinizde ya da hayatınızda hangisine daha çok odaklanıyorsunuz? Nerede hâlâ reaktif davranıp, dedektör kurmak yerine yangını beklediğinizi fark ettiğinizde bana yazın.