Güven ne zaman oluşur, biliyor musunuz? Karşı taraf sizin kırılganlıklarınızı, yapamadıklarınızı, zayıf noktalarınızı bildiği halde bunu size karşı kullanmadığında. Esasında güven tam da o anda kuruluyor. Karşı tarafın elinde sizi vurabilecek bir bilgi var ve vurmuyor. Bu kadar basit ve bu kadar zor bir tanım.

Zor diyorum çünkü Türkiye'de güvenin içini epey boşaltmışız. Güven deyince aklımıza hemen yolsuzluk yapmamak, hırsızlık yapmamak geliyor. Oysa güven bundan çok daha derin bir şey. Bir arkadaşınıza, bir yöneticinize, bir çalışanınıza güvenmek demek, onun elinde sizi kötü duruma düşürecek bir bilgi olsa bile rahat olabilmek demek. Biz bu tanımı hiç konuşmadığımız için güveni sadece "kimse çalmasın, kimse yalan söylemesin" seviyesinde bir asgari şart sanıyoruz.

Güvensizlik önce dedikoduyla kendini gösterir

Bir ekipte güven yoksa bunu anlamanın en kolay yolu var, bilgi nasıl yayılıyor ona bakmak. Şirkette bilgi resmi ağızdan mı geliyor, yoksa sigara molalarında, koridorlarda, dedikoduyla mı yayılıyor? Bir şirkette ya da bir ekipte birbirimize güvenmediğimizde, ilk yaptığımız şey birbirimiz hakkında, üst yönetim hakkında, başka bir departman hakkında dedikodu üretmek oluyor. Bu da şirketin itibarını içeriden çürütüyor. Dışarıdan gelen bir kriz değil bu, içeride sessizce büyüyen bir kriz.

Bunun faturası da soyut değil. Güvenin olmadığı yerde iki somut kaynak boşa gidiyor: zaman ve para. İnsanlar birbirini kontrol etmeye, üstünü çizmeye, kendini korumaya çalışırken asıl işe ayıracakları enerjiyi harcıyorlar. Bu konuda epey araştırma var ve hepsi aynı noktaya işaret ediyor, güvensizlik bir şirketin en pahalı gizli maliyetlerinden biri.

Özen göstermeyen bir şirket, güven bekleyemez

İK'lardan sık duyduğum bir cümle var, "engagement düştü Murat Bey." Yani çalışanla şirket arasındaki bağ kopmuş. Sebebine baktığınızda genelde aynı yere çıkıyorsunuz, çalışana yeterince özen gösterilmemiş. Özen göstermediğiniz bir ilişkide bağ da kurulmuyor, güven de. Bu aslında çok insani bir denklem, günlük hayatınızdaki herhangi bir ilişkiden farklı işlemiyor.

İşin ilginç tarafı şu, biz hata görmeye hata aramaya çok daha yatkınız. Birisi bir şeyi iyi yaptığında "eline sağlık, ne güzel yaptın, seninle çalışmak iyi ki varmış" demeyi neredeyse hiç bilmiyoruz. Oysa bunu söylemek büyük bir çaba istemiyor. Eski bir yöneticimin bana öğrettiği bir şey var, iyi bir iş yaptığımda beni odasına çağırır, "bugün yaptığının farkında mısın, bana anlatır mısın, bunun metriklere etkisini biliyor musun" diye otururduk. O konuşma benim için bir kırılma anıydı. Küçük bir şey gibi görünüyor ama karşınızdaki insana "seni görüyorum" demenin en somut yolu bu.

Güvenmek, Türkiye'de cesaret ister

Bunu şirketlere önerdiğimde bazen karşımdakiler "keriz misin, niye güveniyorsun, sana zarar verir" diyor. Bu tepki tesadüf değil. Bir toplum "babana bile güvenmeyeceksin" gibi cümlelerle büyümüşse, güvenmeyi bir zafiyet olarak öğrenmiş demektir. Hayatının pratiğinde de bunu defalarca doğrulanmış görüyor, güvendiği yerde zarar görmüş, güvenmediği yerde kendini korumuş. O yüzden güvenmek burada gerçekten cesaret istiyor. Kırılganlığınızı gösterip karşı tarafın onu kullanmayacağına inanmak, ezber bozan bir davranış.

Mutluluk değil, huzur ve güven inşa edin

Şirketlerin çoğu yanlış yerden başlıyor, doğrudan "çalışanı mutlu edelim" diye düşünüyor. Oysa şirketin böyle bir görevi yok, olamaz da. Şirketin görevi huzurlu bir çalışma ortamı kurmak. O huzuru, o güveni sağladığınızda insanlar mutluluklarını zaten kendileri yaratıyor. Güveni sağlamak için de büyük bütçeli programlara gerek yok, en başta bir teşekkürden başlayabilirsiniz. "Onun işi zaten, niye teşekkür edeyim" diye düşünmeyin, işini iyi yapan birine bunu fark ettiğinizi söylemek, güven inşasının en ucuz ve en etkili yolu.

Güven yukarıdan aşağı akar

Son bir gerçeği de söylemeden geçmeyeyim, şirketler demokratik yapılar değildir, hiyerarşik yapılardır. Patronun dediği çoğu zaman olur. Bu yüzden "patrona rağmen şirketi kurtaramazsınız." Kötü argümanlarla gelip dinlenmediğinizde önce kendinize dönüp bakmanız gerekebilir, ama bazen mesele o da değildir, gerçekten otokratik bir yapıdasınızdır. O zaman orada kalıp kalmamak sizin kişisel değerlerinizle ilgili bir tercihe dönüşür. Çünkü güveni büyük ölçekte kuracak olan yukarıdakilerdir. Alt kademe ne kadar çabalarsa çabalasın, tepe buna izin vermiyorsa güven şirkete yayılmaz.

Siz kendi şirketinizde bilgi resmi kanaldan mı akıyor, yoksa dedikoduyla mı? Son ne zaman birine, işini iyi yaptığı için, sebebini de söyleyerek teşekkür ettiniz?