Yazılar
Şirkette İlk Soru "Kim Yaptı" mı Oluyor? O Zaman Toksik Bir Yerdesiniz
Size bir tüyo vereyim, bir kenara yazın: bir şirkette bir sorun olduğunda ilk sorulan soru neyse, o şirketin ne kadar güvenli olduğunu ondan anlarsınız. "Kim yaptı bunu" diye sorulan bir yerde çalışıyorsanız, emin olun, toksik bir şirkette çalışıyorsunuz. Kim yaptığının o anda ne önemi var? Bir sorun var, önce onu çözelim. Ondan sonra biri bunun bedelini ödeyecekse öder, geri bildirim veririz, hesap sorulur. Ama sorun çözülmeden "kim yaptı" diye sorulması, işte bu asıl hastalığın belirtisi.
"Kim yaptı" kültürü neyi öldürüyor
Bunu özellikle üst yönetim yapıyor, özellikle güvenmeyen üst seviye yöneticiler. Ve aşağıdakinde gelişen refleks şu oluyor: hiçbir şey yapmama eğilimi. Kimse inisiyatif almak istemiyor. "Patlarsa bana patlayacak, o zaman yapmıyorum" diyor insan. Şimdi düşünün, biz bu insanları neden işe alıyoruz? Potansiyellerini hayata geçirsinler diye. Ama geliyor şirkete, "aaa bu beklediğimiz gibi değilmiş" deniyor. Bu kadar çok insanı işe alan sensin. Performans göstermeyen insanların ortak noktası ne acaba, yönetici olarak sen olabilir misin bu ortak nokta?
İki soru, sorun çözme sırası
Bir hata olduğunda benim önerdiğim sıra şu: önce "nasıl çözeceğiz bunu" diye sorulur. Sonra "bu hatadan ne öğrendik, bir daha olmaması için ne yapacağız" diye sorulur. Eğer gerçekten büyük bir hataysa, o zaman üçüncü soru olarak "kim bunun sorumlusu" diye sorulur. Güvenin olduğu yerde zaten insanlar kendileri çıkıp söyler, "bunun sorumlusu benim" der. İnsanlar kötü değil. İnsanların çoğu güvensiz davranışı seçiyor çünkü gördükleri ortam güvensiz.
Bilmediğini itiraf edebilen yönetici, güveni büyütüyor
Yeni bir ekibe giren birinin kendini güvende hissetmesi için önce yöneticinin bunu göstermesi lazım. Diyelim ki işe aldığınız kişi bir konuda sizden daha uzman. Yönetici bunu söyleyebiliyor mu: "Ahmet, seni bu konudaki yetkinliğin için aldık, ben bu işten pek anlamıyorum biliyor musun"? İşte kırılganlık konuşmak bu. Bunu söylemekten çekinen yönetici "karizmayı çizdiririm" sanıyor ama gerçek şu: Ahmet, o yöneticinin işi bilmediğini üç hafta içinde zaten anlayacak. Fark ne yaratıyor? Yönetici "bilmiyorum, sana güveniyorum" dediğinde, Ahmet sorumluluk hissetmeye başlıyor, "yüzünü kara çıkartmayım" diyor. Bunu kötüye kullanan kaç kişi var sizce, on kişiden? Bir ya da iki. Fazla değil.
Kırılganlık bir turnusol kağıdı
Kırılganlığınızı konuşmanın güzel bir tarafı var: kime güvenip güvenemeyeceğinizi hemen anlarsınız. Söylediğiniz kırılganlığı size karşı kullanan, arkanızdan dedikodu yapan biri varsa, artık biliyorsunuz, ona güvenilmez. Ama "ekipteki diğer altı yedi kişi öyle değil, onlarla ne olacak" diye düşünüp geri durursanız, aslında onları da kaybedersiniz. Bir kişiye karşı gösterdiğiniz temkin, kazanabileceğiniz herkesi kaybettirebilir.
Panzehir tek bir şey
Peter Drucker'ın bir lafı var: "Rütbe size ayrıcalık değil, sorumluluk getirir." Yöneticinin sorumluluğu ekibin iş kalitesini yukarı çıkarmaktır, kendine karizma yaratmak değil. Ve eğer istemeden bir güveni zedelediyseniz, çok net bir çözüm var. Okuduğum bir söz tam bunu anlatıyor: "Birinin güvenine ihanet etmenin bilinen tek panzehiri, bunu kabul etmek ve özür dilemektir." "Niyetim o değildi" diye savunmaya geçmeyin. Karşınızdaki sizi davranışınızla yargılıyor, niyetinizle değil. Aynı ölçüyü siz de başkalarına uygulayın: kendi niyetinizin arkasına saklanmayın, sonucu kabul edin, özür dileyin.
Reçete
Bu hafta bir hata olduğunda, ilk cümlenizin "kim yaptı" mı yoksa "nasıl çözeriz" mi olduğuna dikkat edin. Sonra ekibinizle otururken, size en çok zorlanacağınız bir konuda "bunu tam bilmiyorum, senin uzmanlığına güveniyorum" cümlesini bir kere söyleyin ve ne olduğunu izleyin.
Sizin şirketinizde bir sorun çıktığında ilk soru ne oluyor? Kim yaptı mı, yoksa nasıl çözeriz mi?