İş seyahatine çıkanlara insanlar hep özenir. Otel, business class, havayolu sadakat kartları. George Clooney'nin Up in the Air'deki hali gelir gözünüzün önüne: hiç sıra beklemeden geçiyor, hiç rezervasyon derdi yok, on milyon mil uçarak özel bir kart peşinde koşuyor. Dışarıdan öyle görünüyor ama gerçek hikaye pek öyle değil. Dışı seni yakar, içi beni yakar derler ya, iş seyahati tam olarak böyle bir şey.

Satıcının hayatı: yollarda geçen bir ömür

En çok seyahat edenler aslında satıcılar. Onlar için bu bir bütçe kalemi olduğundan şirketler mümkün olduğunca düşük tutmaya çalışır. Gerçek hayatta ne oluyor dersen: sabahın köründe kalkıp arabayla şehir şehir geziyorlar, benzinliklerdeki Starbucks'ta bilgisayarını açmış çalışan bir sürü arkadaş görürsünüz. Belli bir yaştan sonra, özellikle bir aile düzeni kurduktan sonra bu hayat epey zorlayıcı hale geliyor. Bu yüzden hiç özenilecek bir şey değil, gençken olabilir ama sonrasında yıpratıyor.

Yöneticinin seyahati farklı bir dert taşıyor

Orta ve üst düzey yöneticilerin seyahati filmdekine daha çok benziyor: özel şoför, VIP kapı, business class. Ama onların derdi de başka: fuara gidiyor, sunum yapıyor, ana merkeze hesap vermeye gidiyor. Rakamlar tuttuysa süpersin, tutmadıysa first class bile götürseniz gitmek istemeyebilirler çünkü hesap verecekler oraya. Bütün yol boyunca o stresle geçiyor. Keyifli olan tek kısım, işler bittikten sonra kalan o bir gecelik ya da bir günlük boşluk.

Köksüzlük duygusu ve filmin gerçekliği

Çok seyahat edenlerde bir köksüzlük duygusu oluşuyor. Bir ay kira ödedikleri evi on gün görüyorlar. Filmde bunun güzel bir sahnesi var: Ryan, sadakat kartını kazandığında başpilot ona gelip veriyor, sonra "nerelisin" diye soruyor, Ryan cevap vermekte zorlanıyor. Evinde hiçbir eşyası yok, hiçbir ilişkisi yok. İlginç bir şekilde, filmdeki işten çıkarma sahnelerinin çoğu gerçek. Oyuncular gerçekten işten çıkarılmış insanlar, kendi tepkilerini vermişler. Bunu bilmiyordum, öğrenince şaşırdım. Ben de zamanında işten çıkarılmış biri olarak oradaki tepkilerden birine çok benzer bir tepki verdiğimi hatırlıyorum.

Terapiste gitsinler

Sık seyahat eden yöneticilerin kariyer gelişimi ile özel hayat dengesi ciddi anlamda bozuluyor. Bunlara ne önerirsin diye sorulduğunda cevabım net: terapiste gitsinler. İş dünyasında olup da terapiye gitmemesi gerektiğini düşündüğüm çok az insan gördüm. Bence her şirkette bir terapist olmalı artık. İş güvenliği ve sağlığı denince akla sadece fiziksel güvenlik geliyor ama ruhsal sağlık da bunun bir parçası olmalı. Masa başı iş dediğimiz şey aslında tamamen mental bir iş, o yerinde olmadığında performansa doğrudan yansıyor.

Reçete

Eğer şirketinizde çok seyahat eden bir ekip varsa, önce şunu sorun: bu ekip aidiyetini nasıl koruyor? Seyahat eden satış ekipleri genelde bunu şehir buluşmalarıyla, ortak eğitimlerle çözmeyi biliyor ama merkezdeki ekipler uzaktan çalışmayla beraber bunu yeni öğreniyor. İkincisi: seyahat eden yöneticileriniz için wellbeing bütçeniz var mı, yoksa sadece uçuş ve otel bütçeniz mi var? Üçüncüsü: şirketinizde birinin "bu hafta çok yoruldum, köksüzleştim" diyebileceği bir alan var mı?

Siz iş seyahatlerine özeniyorsanız, gerçekten o hayatı mı istiyorsunuz, yoksa sadece o hayatın Instagram karesini mi?