WALL-E'yi 2008'de ilk seyrettiğimde komik bir animasyon olarak izlemiştim. Bugün seyretseniz bir belgesel gibi geliyor. Dünya çöple dolmuş, insanlar By and Large adlı şirketin yaptığı uzay gemisinde yaşıyor, o kadar çok tüketmişler ki artık dünyada duracak yer kalmamış. Gemide herkes uçan koltuklarda geziniyor, göbekleri şişmiş, elleri tombikleşmiş, biri koltuktan düşüyor ve kalkamıyor bile. Arkada kalan tek şey ise WALL-E, dünyayı tek başına temizleyen küçük bir robot.

"İnsan en doğru seçimi yapar" varsayımı

Kapitalizmin ana önermesi şu: sermaye sahipleri iş kurar, serbest rekabet olur, pazar için en doğru ürünü sunarlar, insanlar da özgür iradeleriyle en doğru seçimi yaparlar ve sonunda en kaliteli ürünler ayakta kalır. Şimdi burada bir varsayımı yakalayalım: insanlar her zaman en doğru seçimi yapıyor mu? Sanmıyorum. Çok rasyonel yaratıklar değiliz aslına bakarsanız. Davranışsal ekonomi denen alan tam da bunu araştırıyor, ne kadar rasyonel davrandığımızı, ve bulunan şey pek de rasyonel olmadığımız. Pazarlamacılar bunu anladığı andan itibaren o rasyonel olmayan yere mesaj göndermeye başlıyorlar, insanlar da çılgınca tüketmeye başlıyor. WALL-E'deki By and Large şirketinin adı bile bunu söylüyor: en büyüğünü al.

Rakamlar iç karartıcı

Her yıl dünyada yaklaşık 50 milyon ton elektronik atık üretiliyor, bunun sadece yüzde 20'si resmi olarak geri dönüştürülebiliyor. Dünya genelinde her gün 13 milyon cep telefonu çöpe atılıyor. Buradan çıkan sonuç basit: o kadar cep telefonu alınıyor demek. Büyük markaların planlı eskitme stratejileri de cabası. Geçenlerde başıma geldi, bir telefonun kasası değiştiğinde ekranı, ekranı değiştiğinde pili değişiyormuş, bana telefonun yarısı kadar maliyet çıkardılar. Sorduğumda değişmeyen tek şey şarj soketiyle anakartmış. Yani özetle "bunun yenisini al" diyorlar.

Minimalizm, kapitalizmin kendi içinden çıkan denge

Şimdi buna karşı bir akım var: minimalleşme. 100 things challenge diye bir hareket var, bir kişinin toplam 100 parça eşyayla yaşayabileceğini iddia ediyor. Bu akımın bir kuralı var: yeni bir şey aldığınızda eskisini birine vermeniz gerekiyor. Bana kalırsa bu, kapitalizmin kendi içinden çıkan bir denge arayışı. Biz bunlara mal satamıyoruz deyip ortaya çıkan bir karşı akım gibi.

Buna örnek bir şirket var: Whole Foods. Kurucusu Conscious Capitalism, yani vicdanlı kapitalizm fikrini savunuyor. Önce şirketler olarak topluma faydalı amaçlar belirleyelim diyor, sonra bu amacı liderlere öğretelim, liderler yaşatsın, sonra bütün paydaşlarla, çalışanlardan müşterilere, tedarikçilere kadar paylaşılsın. Ben bunu ilk duyduğumda 2018'lerdeydi, çok hoşuma gitmişti, dünyada karşılık bulur sanmıştım. Bugüne kadar o kadar yükselen bir şey olmadı ama Whole Foods hâlâ bu sistemin içindeki en başarılı örneklerden biri.

Reçete

Şirketinize dönüp şunu sorun: ürününüz ya da hizmetiniz, insanların gerçek ihtiyacına mı hitap ediyor, yoksa "bunu almazsan eksik kalırsın" korkusuna mı? Eğer ikincisiyse, orta ve uzun vadede o mesajın sonu var, çünkü tüketici bilinçleniyor, özellikle genç kuşak sürdürülebilirlik konusunda çok daha duyarlı. Ürününüzün ömrünü kısaltarak mı büyüyorsunuz, yoksa gerçek bir değer üreterek mi? Bu sorunun cevabı şirketinizin gelecekte hangi tarafta duracağını belirleyecek.

Siz WALL-E'yi izlerken kendinizi hangi karakterde buluyorsunuz, koltuğundan kalkamayan yolcuda mı, yoksa sessizce dünyayı temizleyen o küçük robotta mı?