Teknoloji ve yapay zeka konuşulduğunda hep büyük şirketler konuşuluyor. Ben KOBİ'leri iş dünyasının orta direği olarak görüyorum, çileli ve kalabalık bir kesim. Kendim de bir soloprenörüm, yani bu meseleyi hem gözlemci hem taraf olarak konuşuyorum. Bu yüzden Akbank KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Alper Bektaş'a doğrudan sordum: KOBİ'ler ne zaman dış kaynağa, yani bankaya, ihtiyaç duyuyor teknoloji için?

Demokratikleşme dediğimiz şey

Bektaş'ın cevabı basitti: yapay zeka, eskiden sadece büyük şirketlerin ulaşabileceği imkanları artık çok daha makul maliyetlerle KOBİ'ye sunuyor. Türkiye 3,5 milyon KOBİ'den bahsediyor, yani bu demokratikleşmenin etkisi soyut bir kavram değil.

Software as a service modeli sayesinde yapay zeka çözümlerinin çoğu düşük maliyetli, bir pazarlama aracı ya da stok yönetim programı kendi öz kaynaklarıyla dahi alınabiliyor. Ama iş fiziksel yapay zekaya, yani makineleşmeye geldiğinde maliyet tabii ki yükseliyor ve orada bankalara başvurmak gerekiyor.

CES'te gördüğü ve burada olmasını istediği

Bektaş'a geçenlerde katıldığı CES fuarından, Türkiye'deki KOBİ'lere de gelmesini istediği neyi gördüğünü sordum. Cevabı fiziksel yapay zeka, yani hayatımızın içine giren, robotik çözümler üzerineydi. Otomotiv sektörünün bu konuda hâlâ en güçlü pay sahibi olduğunu, artık bir aracın "araç" değil, içi yapay zekayla donatılmış bambaşka bir ürün olduğunu söyledi.

Burada durup bir şeyi fark ettim: yapay zekayı hep dijital dünyada, ekranlarda düşünüyoruz. Ama asıl dönüşüm yavaş yavaş evlerimizin içine, kullandığımız fiziksel araçlara doğru kayıyor. Ve bu, KOBİ'lerin iş hayatına da birkaç sene içinde girecek gibi görünüyor.

Farkında bile olmadan kullanmak

İlginç bir noktaya da değindik: bir KOBİ sahibi, müşteri temsilcisiyle konuşurken aslında arka planda yapay zeka destekli karar modellerinden faydalanıyor olabilir, bunun farkında olmadan. Bektaş, Akbank uygulamasında yaklaşık 1000'e yakın işlemin uçtan uca yapay zeka tarafından çözüldüğünü, Banking IQ gibi araçlarla müşterilere doğru finansal yönlendirme yapıldığını anlattı. Yani hız olarak hissediliyor ama kaynağı çoğu zaman görünmüyor.

Girişim bankacılığı ve unicorn sorusu

Sam Altman'ın "yakında ilk soloprenör unicorn'u göreceğiz" sözü beni epeydir düşündürüyor, kendisine de sordum: bir soloprenör olarak unicorn olmam için bankanız ne sağlayabilir? Bektaş'ın cevabı ürün değil, süreç odaklıydı: girişimcilere yatırıma nasıl hazırlanacaklarını, nasıl büyüyeceklerini, finansal ve yönetimsel olarak doğru araçları nasıl kullanacaklarını öğreten bir danışmanlık ve eğitim yelpazesi sunuyorlar, üç yıldır.

Reçete

Bektaş'a son olarak sürpriz bir soru sordum: bir profesyonel olarak bugün bir KOBİ kursaydı nereden başlardı? Cevabı teknolojiyle ilgili değildi. "Yapılmayanı yapmak veya yapılanı çok daha kaliteli yapmak önemli," dedi. Üretmek artık kolay, asıl mesele müşteriye doğru anlatmak, katma değeri doğru ifade etmek. Yapay zeka dönüşümü birçok şeyi standart hale getiriyor, herkesin ulaşabileceği hale getiriyor. Onu doğru planlayıp iş akışına entegre eden fark yaratacak.

Yani mesele sadece araca erişmek değil. Herkes aynı araca erişebildiğinde, fark yaratan şey yine müşteriyi ve insanı merkeze koyabilmek.

Siz KOBİ'nizde ya da işinizde yapay zekayı bir maliyet kalemi olarak mı görüyorsunuz, yoksa büyük şirketlerle aranızdaki farkı kapatan bir demokratikleşme aracı olarak mı? Nerede olduğunuzu fark ettiğinizde bana yazın.