Sahada dokunduğum firmalarda beyaz yakalılardan hep aynı iki cümleyi duyuyorum. Biri "acaba şirketimiz yapay zekada geride mi kaldı?" İkincisi daha kişisel: "ben yapay zeka konusunda geride mi kaldım?" İkisi de kaygı, ikisi de gerçek, ama ikisi de aynı yanlış varsayımdan besleniyor.

Bunu MAX Teknoloji Merkezi'nin genel müdürü Efe Erdem'le konuştuk, Dijital Yaka'nın ilk bölümünde. MAX, Türkiye'nin sanayiye dijitalleşme ve yeşil dönüşüm konusunda en kapsamlı teknoloji merkezi. 5 yılda 800'ün üzerinde firmaya dokunmuşlar, 650'sine sahada, fabrikada, 16 farklı boyutta bir olgunluk değerlendirmesi yapmışlar. Yani bu bir tahmin değil, ölçüm.

5 üzerinden 1

Sonuç şu: yapay zekaya dokunan iki alanda, operasyonel iş zekası ve kurumsal iş zekasında, Türk firmaları 5 üzerinden yaklaşık 1 puandalar. Dünya ortalaması 1.3. Bir daha söyleyeyim, dünya ortalaması 1.3.

Şimdi bunu duyunca içiniz mi cız etti? Etmesin. Çünkü rakam kötü ama kıyas rahatlatıcı. Dünyanın geri kalanı da işin başında. Üretim sektörü, özellikle sanayi, bu konuda henüz mesafe kat etmiş değil. Bu bize rahatlık vermemeli diyor Efe Bey, ama panik de vermemeli.

Asıl sorun ölçüm değil, yol haritası

MAX'ın 115 orta ölçekli firmayla yaptığı ön değerlendirmede üç rakam çıkıyor. Üçte biri ChatGPT gibi bireysel üretkenlik araçlarını zaten kullanıyor. Üçte biri proje ölçeğinde bir şeyler denemeye hevesli. Ve %80'i somut bir yol haritası hazırlamaya istekli.

Bunlar olumlu sinyaller. Peki nerede tıkanıyor? Yetkinlik eksikliğinde. Ama benim gördüğüm asıl tıkanma noktası biraz daha derin: şirketler yapay zekayı önce bir teknoloji projesi, bir IT projesi gibi ele alıyor. Onu kullanacak insana yatırım yapılmış mı, yapılmamış mı, bu soru en baştan sorulmuyor. Sorulmadığı için de proje hayata geçtikçe bir bilgi eksikliği ortaya çıkıyor, ve o zaman "biz geride kalmışız" hissi doğuyor.

Yani geride kalma hissi teknolojiden değil, yol haritası eksikliğinden geliyor. Bir şirket düşünün: pilot ölçekte bir şeyler yapıyor, deniyor, ama şirket ölçeğinde kayda değer bir etki göremiyor. O zaman sükut-u hayale uğruyor. Oysa asıl mesele hiç yapay zeka kullanmamak değil, kullanımı şirket ölçeğine yayacak bir plan olmaması.

İkiz dönüşüm değil, üçüz dönüşüm

Bir de şu var: dijital dönüşüm zaten vardı, yeşil dönüşüm zaten vardı, şimdi bir de yapay zeka eklendi. MAX bunu "ikiz dönüşüm" diye adlandırıyordu, şimdi neredeyse üçüz oldu. Ama işin güzel tarafı şu: dijital dönüşümde önden giden firmalar, aslında yeşil dönüşümde de peşinen önde gidiyor. Çünkü üretimdeki kayıpları, enerji israfını, hat duruşlarını şeffaf kılan teknolojiler ikisine de hizmet ediyor. Yapay zeka da bu şeffaflığı, veri temelli ve gerçek zamanlı hale getirerek daha da rafine ediyor.

Yani üç ayrı proje değil bunlar. Aynı yolun üç farklı katmanı.

Örnek olmadan yayılmıyor

Sohbetin sonunda Efe Bey'e kişisel bir soru sordum: kendisi yapay zekayı nasıl kullanıyor? Üç cevap verdi. Bir, verimlilik aracı olarak: 300-400 sayfalık raporları artık okumadan özetini alabiliyor, "ciddi bir mental özgürlük" diyor buna. İki, öğrenme aracı olarak. Üç, düşünme aracı olarak, kendi fikrindeki eksiklikleri test etmek için. Ama net bir sınır koyuyor: "bir sırdaş olarak kullanmıyorum, kullanılmasını da önermiyorum, çünkü etik ve siber güvenlik konuları henüz global ölçekte yeteri kadar adreslenmiş değil."

Ve MAX'ta ekibin %80'i bu araçları aktif kullanıyor. Bunu rastgele takip etmiyorlar, sürekli izliyorlar. Neden? Çünkü "en baştakiler kullanacak ki bütün ekip de içselleştirsin." Bu benim de hizmet verdiğim firmalarda üst düzey yöneticilere söylediğim ilk şey: siz doğru kullanıp örnek olmuyorsanız, ekibinizin kullanımı meraklılarla sınırlı kalır. Tabana yaymanız kolay olmaz.

Reçete

Şirketinizin yapay zekada nerede durduğunu merak ediyorsanız, önce şu üç soruyu sorun. Bireysel araç kullanımı var mı, yoksa hâlâ yasak mı? Deneme ölçeğinde bir proje var mı? Ve en kritiği: bu projenin şirket geneline yayılması için yazılı bir yol haritanız var mı, yoksa hâlâ "birileri bir şeyler deniyor" aşamasında mısınız?

Cevabınız üçüncü soruda tıkanıyorsa, sorun teknoloji değil. Sorun plan.

Bir de kendinize sorun: siz kendiniz kullanıyor musunuz? Kullanmıyorsanız, ekibinizden kullanmasını beklemeniz biraz tuhaf olmuyor mu?